Yenidoğan dönemi (Neoanatal dönem), bebeğin doğduktan sonra anne rahminden dış dünyaya adaptasyon dönemi olup hayatın ilk 28 gününü kapsar. Yenidoğan dönemindeki ölüm oranları, çocukluk yaş grubunun önemli bir oranını oluşturur. Yenidoğan dönemindeki ölüm oranları, beş yaş altı ölümlerinin yarısını oluşturmaktadır. Çocukluk çağında bu kadar önemli bir yere sahip olan yenidoğan döneminde hasta grubunun ve sorunlarının çoğunluğunu prematüre bebekler oluşturmaktadır.

Gebelik haftasına göre yenidoğan bebekler üçe ayrılır: 
37 hafta ile 42 hafta arasında zamanında (miadında, term) doğan bebekler 
42 haftanın üzerinde doğan bebekler: (postmatür bebekler)
37 haftanın altında doğan bebekler (prematüre bebekler)

YENiDOĞAN DÖNEMiNDE ANNELERiN SIK SORDUĞU SORULAR İÇİN TIKLAYINIZ <<

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi

Yenidoğan yoğun bakım ünitesi erken doğan sağlıklı veya hasta prematüre bebekler ile zamanında doğan ancak sarılık, beslenme, solunum sorunları veya infeksiyon gibi nedenlerle tedavi ve izlem gerektiren bebeklerin izlendiği yoğun bakım ortamıdır. Bir yenidoğan yoğun bakımının "olmazsa olmazı" deneyimli bir sağlık ekibi yanında yeterli teknik olanaklardır (Kuvöz, ventilatör, monitör, taşınabilir röntgen gibi cihazlar). Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde infeksiyon (sepsis), solunum sıkıntısı, kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi), beslenme problemleri, sarılık gibi sorunları olan zamanında doğmuş yenidoğanlar ile prematüre doğan ve prematüriteye ait daha ciddi sorunları olan bebekler izlenmektedir.

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitemizde 18 adet küvöz, 6 adet radyant ısıtıcılı yoğun bakım yatağı ve 6 adet kot (beşik) yatak, 8 adet mekanik ventilatör, 4 adet Bubble CPAP cihazı, 11 adet fototerapi cihazı bulunmaktadır. 30 kapasiteli 3. basamak yenidoğan yoğun bakım ünitemizde 1 profesör, 1 doçent ve 1 öğretim üyesi olmak üzere 3 yenidoğan uzmanı, 31 hemşire, 5 hasta bakıcı, 8 yardımcı sağlık personeli hizmet vermektedir

Yenidoğan Döneminde Sık Karşılaşılan Sağlık Sorunları

Yenidoğan döneminde, zamanında ve prematüre doğan bebeklerin benzer hastalıkları (sarılık, sepsis, solunumsal problemler, beslenme sistemi problemleri vb.) olduğu gibi özellikle prematüre bebeklerin sorunu (prematüre retinopatisi, kronik akciğer hastalığı, periventriküler lökomalazi vb) olan sağlık sorunları da mevcuttur.

Yenidoğan Sarılığı: 
1-Fizyolojik sarılık
2-Patolojik sarılık 


Yenidoğan Sepsisi:
Respiratuvar Distres Sendromu (Solunum Güçlüğü Sendromu) 
Prematüre Retinopatisi:
Kronik Akciğer Hastalığı (Bronkopulmoner Displazi): 
Periventriküler Lökomalazi (PVL):

 

Fizyolojik sarılık

Yenidoğanların büyük çoğunluğunda cilt rengi ilk günlerde hafifçe sarı görülür. Bu sarı renk kırmızı kan hücrelerinin yıkılması sonucu ortaya çıkar ve bilirubin adı verilen bir maddenin kanda artmasına bağlı olarak gelişir. Kandaki bilirubin maddesi karaciğer tarafından alınır, burada değişikliğe uğradıktan sonra vücuttan atılabilecek hale dönüşür. Sarılıklar yenidoğan döneminde en sık görülen sorunlardan biridir. Erken yenidoğan döneminde normal yenidoğanların % 60'ında, pretermlerin % 80'inde görülür. Bunların çoğu "fizyolojik sarılık"tır. Bu hafif sarılık genelde kendi kendini sınırlar ve özel bir tedavi gerektirmez.

Fizyolojik sarılık birçok faktörün etkileşimi sonunda meydana gelir.Yenidoğanlarda kırmızı kan hücrelerinin sayısı erişkinlere göre daha fazladır, ayrıca bunların yaşam süresi de daha kısadır; böylece daha fazla kırmızı kan hücresi yıkılır ve daha fazla bilirubin oluşur. Bu kandaki bilirubinin karaciğere ulaşması için gerekli taşıyıcı maddeler yenidoğanda yetersizdir. Karaciğer de henüz tam olgun olmadığından bilirubini atılabilecek hale getirme görevini yeterince yapamaz. Doğum sırasında zorlanmaya bağlı morluklar varsa sarılığın şiddeti artar. Erken doğan bebeklerde sarılık daha sık görülür. Çünkü bu sayılan nedenler erken doğanlarda daha belirgindir.

Fizyolojik sarılık miadındaki bebeklerde 3-4. günlerde görülmeye başlar, sonraki 2-3 gün içinde kanda bilirubin düzeyi düşer ve 1-2 haftada sarılık kaybolur. Erken doğan bebeklerde daha geç başlayabilir ve daha uzun 2-3 hafta kadar devam edebilir. Fizyolojik sarılıkda bilirubin düzeyi zamanında doğanlarda 13 mg/dl, pretermlerde 15 mg/dl'yi geçmez.

 

Patolojik sarılık

Yenidoğanlarda fizyolojik sarılık dışında çeşitli nedenlere bağlı olarak patolojik sarılık da gelişebilir. Sarılığın en önemli nedeni kan grubu uyuşmazlıklarıdır (ABO, Rh ve diğer nadir grup uyuşmazlıkları ). Kırmızı kan hücrelerinin fazla olması (zamanında doğmasına rağmen tartısı fazla veya düşük olanlarda, annesi diabetik olanlarda sık olur), vücudunda zor doğuma bağlı kanamaların olması, başta doğuma bağlı şişliğinin olması, nadir kalıtsal kan hastalıkları diğer sarılık nedenleridir. Bu bebekler sağlıklı görünür. Oysa bazı durumlarda bebek hastadır ve bu altta yatan hastalığı aynı zamanda sarılığa da neden olmuştur, örneğin yenidoğan infeksiyonlarında sarılığın görülmesi gibi.

İlk haftada anne sütü ile beslenen bebeklerin çoğunda sarılık görülür. Bu genellikle yeterince beslenememe ve kalori azlığına bağlıdır. Bu anne sütü sarılığı değil de "anne sütü ile beslenme sarılığı" olarak adlandırılır. Bebeğin doğumdan hemen sonra emzirilmesi, çok sık göğüse tutulması ve annenin bebeğini emzirme konusunda bilgilendirilmesi ile sıklığı azalır. Ayrıca uzamış sarılıklarda da anne sütü etkenlerden biri olabilir, buna "anne sütü sarılığı" denir. Bebek sağlıklıdır, çok iyi tartı alır, ancak sarı görülür. Burada yetersizlik söz konusu değildir. Anne sütünün kesilmesi gerekli değildir. Bilirubin tedavi sınırlarına erişmişse uygun tedavi verilir.

Her zaman sarılığın nedenini bulmak mümkün olmayabilir, bazen de birkaç faktör birarada bulunarak kanda bilirubin değerinin yükselmesine neden olur. Prematüre bebekler sarılığın ortaya çıkması açısından en riskli grubu oluşturur. Bu bebeklerde prematürelik ile ilişkili sorunlar sarılığın gelişmesine katkıda bulunur.

Yenidoğan sarılıklarda ne zaman, hangi bilirubin değerinde ve nasıl tedavi edileceğine hekim karar verir. Sadece kan biluribin düzeyi karar vermede yeterli değildir. Bebeğin diğer özellikleri de değerlendirilmelidir, (doğum tartısı, gestasyon haftası, sağlık durumu, hasta olup olmaması, vs.). Hafif durumlarda ışıkla tedavi (fototerapi), daha yüksek bilirubin değerlerinde ise kan değişimi yapılır. Biluribinin yüksek olmasının yanısıra yüksek değerlerin uzun süre devam etmesi de beyin hasarı riskini arttırır.

 

Yenidoğan Sepsisi:

Yenidoğan bebeklerin en önemli sorunlarından biri olan sepsis, çeşitli mikroorganizmaların kana karışması sonucu ortaya çıkan hastalıktır. Anne karnındayken gelişebildiği gibi, doğum sırasında veya sonrasında da gelişebilir. Prematüre bebeklerin bağışıklık sistemlerinin gelişmemiş olması sepsisin bu bebeklerde daha sık görülmesinin en önemli nedenidir. Yoğun bakım ünitesindeki izlem süresince tedavi amacıyla yapılan çeşitli girişimler (solunum cihazına bağlanma, göbek veya diğer damarlara takılan kateterler) de sepsis riskini artırır. Ayrıca anneye ait bazı nedenler de bebekte sepsis gelişmesini etkiler, (annenin vajinasında bulunan bazı bakteriler, idrar yolları iltihabı, annenin sularının doğumdan 18-24 saat öncesinde gelmesi, koryoamniyonit gibi). Annedeki enfeksiyon, erken doğum eylemini başlatan etken olabilir.

Sepsisin bulguları çok ağır olabileceği gibi başlangıçta çok silik de olabilir. En sık görülen belirti ve bulgular:

·Ateş veya hipotermi (vücut ısısının düşük olması)
· Bebeğin "iyi görünmemesi"
· Beslenmede sorunların başlaması, karın şişliği, tekrarlayan kusma
· Solunum sorunları (solunum tutulması, morarma, solunum zorluğu, sık nefes alma, inleme)
· Kalp hızının artması veya azalması , tansiyon düşüklüğü
· Huzursuzluk, halsizlik veya çok uyuma
· Bebeğin kasılması, havale geçirmesi
· Sarılık 
· Kanama (ciltten, iğne yapılan yerlerden, mideden)

Sepsisin kesin tanısı kanda, hastalığa neden olan mikroorganizmayı üretmektir. Ancak bu her zaman mümkün olmamaktadır, ayrıca kan kültüründen bir sonuç alabilmek için en az 24-48 saat, bazen daha uzun süre geçmesi gerekir. Bu nedenle başka kan testleri yapılarak tanı konmaya çalışılır (kan sayımı, formül lökosit, CRP düzeyi, sedimantasyon hızı gibi). Ancak bugün için hiçbir test % 100 güvenilir olarak sepsis tanısı koymakta veya bu tanıyı dışlamakta yeterli değildir. Bu nedenle özellikle prematüre bebekteki klinik belirti ve bulgular sepsisi destekliyorsa tedaviye acilen başlanması gerekir, çünkü gecikme halinde hastalık hızla ilerleyerek bebeğin kaybedilmesine yol açabilir. Yenidoğan döneminde sepsis sıklıkla menenjit ile birlikte olduğundan, bebeğin durumunda yapılmasını engelleyen bir özellik yoksa bel suyu (beyin omurilik sıvısı) alınarak menenjit olup olmadığı gösterilmelidir.

Sepsis tedavisinde bebeğin yaşına, olası etkenlere, hastaneden kazanılmış bir enfeksiyon düşünülüyorsa daha önceki vakalarda üreyen mikroorganizmaların duyarlılıklarına göre seçilen, genellikle iki antibiyotik kullanılır. Eğer etken üretilirse duyarlı olduğu ilaçla tedaviye devam edilir. Tedavi süresi bebeğin tedaviye yanıtına, üreyen mikroorganizmaya, menenjitin eşlik edip etmemesine göre 7-10 gün ile 3 hafta arasında, bazen daha uzun olabilir. Ayrıca gerekirse bebek solunum cihazına bağlanır, dolaşımını destekleyen ilaçlar verilir, beslenemiyorsa damar yoluyla beslenme de uygulanır.

Sepsisten ölüm oranı yaklaşık % 20'dir. Ölüm oranı ve uzun vadedeki sakatlıklar bebeğin prematürite derecesine, hastalığın başlangıç yaşına, birlikte olan hastalıklara ve etkene bağlı olarak değişir. Korunma için, annedeki enfeksiyonların uygun şekilde tedavisi, hastanede yatan bebeklerin hastane enfeksiyonundan korunması için özellikle el yıkama başta olmak üzere hijyen kurallarına uyulmasıbüyük önem taşımaktadır.

Respiratuvar Distres Sendromu (Solunum Güçlüğü Sendromu)

Respiratuvar distres sendromu (RDS) prematüre bebeklerde görülen ve akciğerlerin olgunlaşmamasına bağlı gelişen bir hastalıktır. Zamanında doğan bebeklerin akciğerlerinde yeterli miktarda bulunan ve sürfaktan denilen sabunumsu madde akciğerlerin nefes alırken genişlemesini sağlar, nefes verirken de tamamen sönmelerini engeller. Erken doğan bebeklerde bu maddenin eksik olması ve akciğerlerinin tam anlamıyla gelişmemiş olması sonucu akciğerler yeterince genişleyemez, hava ile dolamaz ve bunun sonucunda RDS gelişir. Bebek ne kadar erken doğmuşsa, RDS gelişme riski o kadar artar. Örneğin 26-28 haftalık doğan bebeklerin yaklaşık yarısında, 30-31 haftalık doğanların ise yaklaşık üçte birinde RDS görülür.

RDS’li prematüre bebekte akciğer grafisi

RDS'nin belirtileri, doğumdan sonraki ilk 4-6 saat içinde başlayan hızlı soluma, soluk veriş sırasında inleme, bebeğin burun kanatlarının açılıp kapanması, göğüs kafesinde "çekilmelerin" gözlenmesi ve oksijen verilmediğinde görülen dudaklarda, tırnak diplerinde ve yüzde morarmadır.

RDS'li bebeklerin tedavisi mutlaka yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde ve yenidoğan uzmanlarının sorumluluğu altında yapılmalıdır.Bu tedavinin temeli bir solunum cihazı (ventilatör) ile bebeğin solunumuna yardım etmek ve eksik olan sürfaktanı bebeğin akciğerlerine vermektir. Bunun için küçük yumuşak bir tüp bebeğin soluk borusuna konarak bu tüp solunum cihazına bağlanır. Böylece cihaz gereken miktarda hava ve oksijeni bebeğin akciğerlerine pompalar. Bebeğin solunum durumunun nasıl olduğu izlemek için belli aralıklarla (hastalığın ilk dönemlerinde bu aralıklar yarım ya da 1 saat gibi çok sık olabilir) bebekten kan alınarak oksijen ve karbondioksit gibi bazı maddelerin düzeylerine bakılır. Sürfaktan ise, soluk borusuna tüp takıldıktan sonra bu tüp aracılığıyla bebeğin akciğerlerine verilir, bazen 2 ya da 3 kez tekrarlanması gerekebilir. Ayrıca bu bebeklere yoğun bir destek tedavi de uygulanmaktadır (serum, antibiyotik, dolaşımı destekleyen ilaçlar, gerektiğinde kan, plazma, damar yoluyla beslenme gibi). Bazı hafif RDS'li bebeklerde sürfaktan verilmeden ve soluk borusuna tüp takılmadan, sadece buruna yerleştirilen küçük tüpler aracılığıyla (CPAP) solunum desteği vererek bebeğin iyileşmesi sağlanabilmektedir. Bu durumda bebek yine solunum cihazına bağlı olmakta ancak kendi kendine nefes alıp vermektedir.

 

Mekanik ventilatörde bebek izlemi

Bir çok bebeğin akciğerleri bu tedavi ile tamamen iyileşmekte, bebek solunum cihazı ve oksijenden ayrılmaktadır. Ancak bazı bebeklerde erken doğuma, RDS'ye veya uygulanan tedavilere, çoğunlukla da bu üçünün bir arada olmasına bağlı olarak bazı komplikasyonlar görülebilir. Bunlar, akciğer zarları arasına hava kaçması (pnömotoraks), kalpte "duktus arteriyozus" denen damarın açılması (PDA), beyin kanamaları, bağırsakla ilgili sorunlar (nekrotizan enterokolit), kronik akciğer hastalığı, sepsis ve prematüre retinopatisidir.
Bugün için prematüre bebeklerde RDS'yi tamamen önlemek mümkün değildir. Ancak erken doğum tehdidi olduğunda anneye steroid hormonu verilmesi bebekte RDS gelişmesini önemli derecede azaltmaktadır. Ayrıca doğum sonrası bebeğin sıcak tutulması, uygun koşullarda yoğun bakım ünitesine sevk edilmesi de hastalığın önlenmesi veya ağırlığının azaltılmasında etkilidir. Bu bebekler için en uygun sevkin ise "anne karnında" olduğu ve bu bebeklerin "yenidoğan yoğun bakım ünitesi "olan bir merkezde doğması gerektiği unutulmamalıdır.

Prematüre Retinopatisi:

Prematüre bebeklerin en önemli göz sorunlarından biri "prematürelik retinopatisi"dir. (ROP). Prematürelerde oluşabilecek retinopatinin erken tanısı ve tedavisi önemlidir.

Hastalık hayatın ilk günlerinde başlar ve retinadaki anormal damarların oluşumuyla körlük oluşturacak tarzda ilerler.

Bir bebek erken doğduğunda normal damar gelişimi durur ve yeni anormal damar yapımı ortaya çıkar. Bu yeni damarlar kolay çatlayabilen ve sızıntıya sebep olabilen yapıdadır. Aynı zamanda bu damarlar retinaya besin iletiminde de başarılı değildir.  Zaman geçtikçe bu damarlaşma fibröz nedbe dokusu meydana getirerek retinaya ve vitreye yapışır, beraberinde retinayı çekmeye başlar ve sonunda retinayı ayırmayı başarır.

Prematüre retinopatisi

Prematüre retinopatisinin gelişiminde birçok faktör rol oynar. Bunların arasında gebelik yaşı, düşük doğum tartısı ve oksijen tedavisinin süresi sayılabilir. Tüm bunların yanında tek başına prematürelik de ROP gelişmesinde büyük faktördür.

Retinopati sıklığı 1500 gr.dan küçük prematürelerde yüksektir. Vakaların % 70-80'inin ağırlığı 1000 gr’ın altındadır. Tekrarlayan solunum tutulması (apne), immatürite, ağır sepsis, hızlı yapılan kan değişimi veya kan verilmesi, beyin içine kanama, kronik akciğer hastalığı, solunum güçlüğü sendromu, duktus arteriyozus açıklığı (PDA) retinopati gelişme riskini artırır.

Retinopatinin derecesi doğum ağırlığı ve gebelik yaşıyla ters orantılıdır. Prematüre retinopatisi 5 evrede incelenir. Evre I ve Evre II'de girişim gerekmez. % 80 oranında kendiliğinden gerileme olur. Ancak bu bebekler retinanın gelişimi tamamlanıncaya (genellikle terme -doğması gereken tarihe-) kadar takip edilmelidir. Evre I ve Evre II'de kalıcı hasarl çok azdır. Daha ileriki evrelerde kalıcı hasarlarla karşılaşma oranı artar, kriyoterapi veya lazer ile cerrahi tedavi uygulanabilir.

Gelişen koşullarda yaşatılabilen prematüre bebek sayısı arttıkça prematüre retinopatisi sıklığı da artmıştır. 1000 gr.ın altındaki bebeklerin % 2-4'ünde körlük oluşabilmektedir. Yenidoğan ve göz uzmanlarının birlikte çalışması ile bu ağır komplikasyonun erken tanısı ve zamanında tedavisi sayesinde görme kaybı riski azaltılabilir.

 

Kronik Akciğer Hastalığı (Bronkopulmoner Displazi):

Kronik Akciğer Hastalığı, RDS nedeniyle, değişken sürelerle solunum cihazı ve oksijen desteği gerektiren prematüre bebeklerde gelişen akciğer hasarına bağlı hastalıktır. "Bronkopulmoner Displazi (BPD)" terimi önceleri kronik akciğer hastalığı ile eş anlamlı kullanılmakta iken bugün BPD ağır ve akciğer filminde kistler görülen vakalar için kullanılmaktadır.

BPD’li yenidoğanın akciğer grafisi

Kronik akciğer hastalığı ise bebeğin doğum sonrası 28. günde veya 36. gebelik haftasında halen oksijen gereksiniminin devam etmesi olarak tanımlanır, akciğer filminde her zaman tipik görünüm olmayabilir. Sıklığı bebeğin gebelik haftasına, altta yatan hastalığına, solunum cihazına bağlı kaldığı süreye göre değişir.

Çocuklarda akciğerlerde hava keselerinin gelişimi 4 yaşa kadar devam eder. Kronik akciğer hastalığı olan bebeklerde hasar gören hava keselerinin görevini üstlenmek üzere yenilerinin gelişmesi çok önemlidir. Uygun bir tedavi ile zaman içinde yeni hava keselerinin gelişmesi sonucu hastalığın ağırlığı giderek azalır. Tedavide amaç akciğerler büyüyene kadar bebeği dengede tutmak, akciğerlerde ödem gelişimini önlemek, enfeksiyonlardan korumak ve akciğer büyümesine yardımcı olmaktır. Bu amaçla oksijen, diüretikler (idrar söktürücü), bronkodilatörler, steroidler ve yüksek kalorili beslenme tedavisi uygulanır. Tedavi belli bir aşamadan sonra evde de sürdürülebilir.

BPD'li bebeğin, takibi sürecindeki komplikasyonlardan korumak için solunum yolu enfeksiyonu olan kişilerle teması önlenmeli, evde sigara içilmemeli, bebeğin normal aşıları zamanında yapılmalı, ayrıca 6. aydan sonra grip aşısı ve nezle mevsimi başlangıcında (kış sezonu boyunca) da RSV virüsüne karşı koruyucu ilacı yaptırılmalıdır.

BPD'li bebeklerin solunum işlevleri genellikle ilk 1 yaşta düzelir. Ancak bazı bebeklerde ciddi akciğer sorunları, büyüme ve gelişme geriliği görülebilir.

Periventriküler Lökomalazi (PVL):

Beynin ak maddesinde ventriküller (beyin dokusu içinde yer alan ve beyin sıvısı içeren boşluklardır) etrafında karakteristik yerleşim gösteren nekrozu-erimeyi tanımlar. Sıklığı ortalama % 3-10 arasındadır.Başlangıç zamanı değişkendir. Beyin dokusunda ki hasar doğumdan önce başlamışsa (örneğin koryoamnionit, suların gelme süresinin uzaması, kanama vs. varlığı) PVL doğumdan kısa süre sonra görülebilir.

Periventriküler lökomalazi

Genellikle ortaya çıkışı iki hafta alır. Beynin bu bölgelerindeki hücrelerin çok hassas olması nedeniyle hipoksi (oksijen yetersizliği), iskemi (kanlanma yetersizliği) veya toksik faktörler burada hasara yol açar. Bakteriyel infeksiyon ve ak madde hasarı arasında ilişki saptanmıştır. Hasar sonucu hücrelerde ölüm ve bu bölgelerde kistler (boşluklar) gelişir. İki taraflı kistik periventriküler lökomalazi, beyin içi kanama ile birlikte veya birlikte olmaksızın gelişebilir.

Bu bebeklerde klinik bulgular belirgin değildir. Ancak 6-10 hafta sonra bebekte hipertoni (kas gerginliğinde artma), kollarda bükülü durum, bacakları gergin tutma olabilir. Bebeği sakinleştirmek güçtür.

Tanı beyin ultrasonografisi ile konur. Başlangıçta bu bölgelerde parlaklık (ekojenite artışı) görülür; sonra küçük kistlerin geliştiği izlenir. Bebek 2-3 aylık olunca kistler büzüşür ve ultrasonla görülmez.

PVL, selebral felcin en güçlü öngörü bulgusudur. Uzun dönemdeki hasarı spastik diplejidir. Sistemik tansiyon düşüklüğünün önlenmesi, uygun ventilatör tedavisi PVL'nin önlenmesinde önemlidir. 


Bölümümüzde Kullanılan Tanı Yöntemleri 

Yenidoğan Taramaları 

Yenidoğan taraması, klinik semptomlar geliştiğinde geriye dönüşümsüz hasar bırakan, ancak erken tanı ve tedavi ile bulguların gelişmesinin önlenebildiği hastalıkların hiçbir yenidoğan atlanmaksızın belirlenmesini amaçlar. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı Hıfzısıhha Enstitüsü’de Ankara ve İstanbul olmak üzere iki merkezde, yenidoğan taramalarından fenilketonüri, doğumsal hipotiroidi ve biotidinaz eksikliği devlet programına alınmıştır. 
- Yenidoğan taraması, doğumdan sonraki 24-72 saat içinde bebek emzirildikten sonra hastaneden taburcu olurken, özel filtre kağıdınatopuktan alınan kan damlası örneklerinde yapılmaktadır. İlk 24 saat içinde taburcu olanlarda yenidoğan taraması için ilk kan örneği alınmalı, ancak bu test yaşamın ilk haftası içinde tekrarlanmalıdır.
- Yenidoğan taramalarından bir diğeri de işitme taramasıdır. İşitme taraması da Sağlık Bakanlığı tarafından devlet programına alınmıştır. Rutin işitme taraması yenidoğan bebek hastaneden taburcu olmadan önce ve/veya ilk 1 ay içinde yapılmalıdır. Rutin işitme taramasında kullanılan tarama testi otoakustik emisyondur (OAE). 
- Tarama testlerinden bir diğeri olan işitsel beyin sapı yanıtı (ABR) ise yenidoğan yoğun bakım ortamında 5 günden uzun süreli yatan bebeklerin işitme taramasında diğer testle birlikte değerlendirilir. 

İlk işitme taramasında sorun olan bebeklerin ilk 3 içinde tekrar değerlendirilmesi gerekir.

Ülkemizde devlet programına alınmamış olan ancak yenidoğan döneminde gelişimsel kalça displazisinin erken tanı ve tedavisi açısından tüm yenidoğanların kalça ultrasonografisi ile taranması da önemlidir.İlk 3 aylık dönemde fizik muayene ile birlikte radyolojik değerlendirme önemlidir. Radyografik değerlendirmenin, pelvisin kıkırdak dokusundan dolayı yeterli bilgi vermediği süreçte en ucuz ve güvenilir bilgi ultrasonografi ile elde edilebilir.

Tanısal Testler 

Yenidoğan döneminde yapılan rutin tarama testlerinin dışında, yenidoğan bebeklerde sık kullanılan tanısal testler arasında;
- Yenidoğan sarılığı
- Yenidoğan sepsisi
- Prematürite... gibi sıkça karşılaşılan klinik durumlara yönelik;
kan grubu, direk Coombs testi, tam kan sayımı, enfeksiyon belirteçleri, kan elektrolit değerleri, bilirubin ölçümleri, glukoz-6-fosfat dehidrogenaz enzim taraması, rutin idrar tetkiki, akciğer grafisi ve hastanın klinik durumuna göre gerekirse daha detaylı laboratuvar testler ve görüntüleme yöntemleri yer almaktadır.

 

YENİDOĞAN SARILIKLARI AÇISINDAN MUTLAKA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KURALLAR

İlk 24-36 saatte sarılığı olan tüm yenidoğanlar mutlaka hekime götürülmelidir. Bunlar aksi kanıtlanana kadar patolojik kabul edilir.

Anne kan grubu 0 grubu ise bebekte AB0 uyuşmazlığı, anne kan grubu Rh(-) ise de bebekte Rh uyuşmazlığı olabilir. Özellikle bu bebeklerde kan grubu belirlenmeli ve hekim tarafından uyuşmazlık olasılığı değerlendirilmelidir.

Ailede daha önce sarılık nedeniyle tedavi görmüş bir kardeş varsa, yenidoğan bebek sarılık açısından mutlaka değerlendirilmelidir. 

Sarılık yüzde başlar sonra vücuda, kol ve bacaklara yayılır. Ancak sarılığın gözle değerlendirilmesi (özellikle deneyimsiz olanlarda) yanılgılara neden olur. Bu nedenle sarılığın dağılımına bakılarak bilirubin değerinin tahmini önemli hatalara neden olur. Kanda bilirubin düzeyi bakılmalıdır. 

Prematüre bebeklerde sarılık daima ciddiye alınmalıdır. 

Tartısı normal olan ancak erken doğan bebeklerde sarılık zamanında doğan bebeklerdeki gibi değerlendirilmemelidir. 

Hastaneden erken taburcu olan yenidoğanlar taburcu olduktan 48-72 saat sonra kontrol edilme ve sarılık açısından yakından izlenmelidir. 

Zamanında doğan bebeklerde 2 hafta, erken doğanlarda 3 haftadan daha uzun sarılık varsa bu "uzamış sarılık" tanımına girer ve mutlaka ileri tetkik yapılmalıdır.


İletişim Bilgileri

0 322 458 68 68