Anabilim dalımız;
Ateş ve/veya diğer yakınmalarla (ishal, sarılık, döküntü, idrar yaparken yanma, boğaz ağrısı, öksürük, balgam çıkarma, eklem ağrısı vb.)
başvuran hastaları poliklinik ve hastane bazında takip etmekte ve hastanemizin diğer bölümlerinde yatan hastalara konsültan hekim olarak hizmet vermektedir.
Polikliniğimizde rutin hasta muayenesi dışında yetişkin aşılaması, organ nakli öncesi infeksiyon taraması, hepatit ve yurt dışı seyahat öncesi infeksiyonlardan korunma danışmanlığı verilmektedir. Aynı zamanda yoğun bakım ünitelerinde ve servislerde yatan hastalarda görülen infeksiyonların takip ve tedavisi bölümümüzce yapılmaktadır. Amacımız infeksiyonu olan erişkin
hastalara çağdaş tıbbi bilgi ve teknolojinin yardımıyla erken tanı koyarak etkin bir tedavi sağlamak, toplumdan kazanılan infeksiyonların (hepatit, AIDS, cinsel yolla bulaşan hastalıklar vb)
önlenmesi için başvuranlara gerekli bilgi ve aşı gibi koruyucu işlemleri gerçekleştirmek, hastane ortamında yatan hastalarda gelişen infeksiyon riskini en aza indirmektir.
Anabilim dalımız öğretim üyeleri ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılarda konuşmacı olarak görev almakta, ulusal uzmanlık derneklerinin düzenlediği Ankara toplantılarında her yıl bir ay ev sahipliği yapmaktadır.
Anabilim dalımız öğretim üyelerinin ulusal ve uluslararası bilimsel dergilerde yayınlanmış çalışmaları, yine ulusal kitaplarda yayınlanmış kitap bölümleri mevcuttur.
Aynı zamanda öğretim üyelerimiz tanı ve tedavi rehberlerinin hazırlıklarında da görev almaktadır.

Klinik Mikrobiyoloji Laboratuvarı

Klinik Mikrobiyoloji Laboratuvarı, poliklinikten başvuran hastalara ve yatırılarak izlenen hastalara 24 saat hizmet vermektedir.
Hastalardan alınan örneklerin laboratuvara kabul edilmesi, işlemlerden geçirilmesi ve sonuçlandırılması aşamalarında toplam kalite anlayışına
uygun olarak hizmet verilmektedir. Laboratuvarımızda yürütülen antibiyogram işlemlerinin tamamı her yıl güncellenen
CLSI (Clinical Laboratory and Standards Institute) önerileri doğrultusunda yapılmaktadır. Laboratuvarımızda yürütülen bakteri kültürü,
antibiyogram testleri, tüberküloz basili boyanması, kültürü ile duyarlılık testleri her ay düzenli olarak bir uluslar arası dış kalite
kontrol sistemi tarafından test edilmektedir. Mikrobiyoloji laboratuvarı bünyesinde aynı zamanda Moleküler Tanı (PCR) Laboratuvarı yer almaktadır.
Laboratuvarımıza dışarıdan örnek kabul edilmektedir.

Nedeni bilinmeyen ateş tanı ve takibi
Hastane enfeksiyonları
Sağlık çalışanları sağlığı
Kemik iliği nakli yapılmış olgularda görülen enfeksiyonlar
Böbrek Nakli Uygulanmış olgularda gelişen enfeksiyonların takip ve tedavisi
Menenjit ve diğer santral siniri sistemi enfeksiyonlarının takip ve tedavisi
Tüberküloz
Bruselloz (Malta humamsı)
Sıtma
Kemik eklem enfeksiyonları

 

  Hastalıklar

GRİP (İNFLUENZA)
ÜTÜN GRİP VİRÜSLERİ AYNI MIDIR ?
GRİP NASIL BULAŞIR?
GRİP BELİRTİLERİ NELERDİR?
GRİP AŞISI KİMLERE YAPILMAZ?
GRİP HER YAŞTA AYNI AĞIRLIKTA MIDIR?
SOĞUK ALGINLIĞI- GRİP AYIRIMI ÖNEMLİ MİDİR?
SOĞUK ALGINLIĞI İLE GRİBİN AYIRICI ÖZELLİKLERİ
KORUYUCU ÖNLEMLER
 

GRİP (İNFLUENZA)

Grip veya influenza virüsü adı verilen bir virüs tarafından oluşturulan, solunum yollarını tutan çok bulaşıcı bir hastalıktır. Grip hastalığı, soğuk algınlığı virüsleri kapsamında incelenmekle birlikte, bir çok yönden soğuk algınlığından farklıdır. Bu yüzden, grip hastalığını ayrıca incelemekte yarar vardır.

BÜTÜN GRİP VİRÜSLERİ AYNI MIDIR ?

Grip virüsünün A, B ve C olmak üzere 3 tipi bulunmaktadır.

  • A ve B tipleri ile meydana gelen enfeksiyonlar en ağır olanlarıdır. Bu virüsler özellikle de A tipi grip virüsleri, devamlı olarak antijenik değişim gösterir. Bu antijenik değişim her yıl ortaya çıkan grip salgınlarının başlıca nedenleridir. Bu yüzden her yıl değişim gösteren virüslere karşı yeni aşı geliştirmesi gerekmektedir.
  • C tipi iyi huylu bir virüstür, antijenik değişim göstermediği için ve yaptığı hastalık hafiftir. Bu nedenle, A tipi virüslerinin aksine, önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturmaz.

GRİP NASIL BULAŞIR?

  • Grip, her kış toplumun %20-50’sini etkileyen, çok bulaşıcı bir hastalıktır. Grip virüsüde soğuk algınlığına neden olan virüsler gibi üst solunum yollarından bulaşır. Virüsü burun ve boğazında bulunduran hastalar enfeksiyon kaynağıdır. Bu hastaların konuşmaları, özellikle de öksürmeleri ve hapşırmaları ile grip virüsünü içeren, gözle görülmeyen damlacıklar, saatte 100-150 km hızla ve yaklaşık 3 m uzaklığa yayılırlar. Dolayısıyla böyle bir durumla karşılaşan sağlam kişilerin soludukları hava ile burunlarından ve hatta gözlerinden virüs üst solunum yollarına girer; alınan grip virüslerinin bir kısmı da, yine solunan hava ile akciğerlere kadar inebilir. Giren virüs üst ve alt solunum yollarına yerleşir ve hemen çoğalmaya başlar. Grip virüsünün bir başla bulaşma yolu, grip hastalarının solunum yolları salgıları ile kirlenmiş eşyalar aracılığı ile gerçekleşir. Salgın durumlarında bu yolda önemlidir.
     

GRİP BELİRTİLERİ NELERDİR?

  • Grip, soğuk algınlığından daha ağır belirtilerle seyreden, ani başlayan, özellikle yüksek ateş, şiddetli öksürük, eklem ve kas ağrıları ile karakterize bir hastalıktır.
  • Tipik bir grip olgusunun başlıca belirtileri ;
  • Ani başlangıçlı baş ağrısı,
  • Üşüme-titreme,
  • Yüksek ateş,
  • Kuru öksürük,
  • Boğazda yanma hissi,
  • Halsizlik,
  • Kas ve eklem ağrılarıdır.
  • Bu belirtiler hızlı bir şekilde ağırlaşırlar. Özellikle sırt ve bacaklardaki ağrı ve sancılar, hastanın ileri derecede güçsüzleşmesine, kendisini son derecede bitkin hissetmesine neden olurlar; bu nedenle yatağa yatmak mecburiyeti doğar. Ateş çoğu kez 39-40 derecedir; ve hastalığın 2.-3. gününden itibaren düşmeye başlar. Ancak ardından burun tıkanıklığı ve boğaz ağrısı gibi solunum yolları belirtileri başlar. Halsizlik ve bitkinlik şikayetleri günlerce, hatta haftalarca sürebilir. Bu yüzden grip hastalığına halk arasında “ paçavra hastalığı” adı da verilir. Ayrıca hastalarda mide-barsak bozukluklarına da neden olabilir ve bulantı, kusma, ishal görülebilir. Hastalık bu şekliyle bir gastroenterite (mide-barsak hastalığı) benzer.
     
    GRİP AŞISI KİMLERE YAPILMAZ?
  • Aşağıdaki durumlardan herhangi birisi size uyuyor ise grip aşısı olmamalısınız ;
  • Yumurta alerjiniz varsa, bunun nedeni grip aşısının embriyonlu yumurtadan hazırlanmasıdır. Ancak doktorunuz bazı durumlarda grip aşısı olmanızı çok gerekli görürse, gerekli önlemleri almak suretiyle aşı yapabilir.
  • Öz geçmişinizde Guillain Barre Sendromu hikayesi varsa.
  • O sırada akut bir hastalığınız veya ateşiniz varsa aşılanmayı iyileşinceye kadar ertelemelisiniz.

 

GRİP HER YAŞTA AYNI AĞIRLIKTA MIDIR?

  • Hastalık yetişkinlerde ve çocuklarda farklı klinik tablolar gösterebilir.
  • Yetişkinlerde görülen hafif grip olguları, soğuk algınlığında görülen belirtilerle seyreder. Ancak daha sıklıkla klasik olgularda görüldüğü gibi başlıca belirtileri 39.5-40 derece ateş, şiddetli öksürük, şiddetli baş, kas ve eklem ağrıları, boğaz ağrısı, üşüme, titreme ve aşırı bitkinliktir. İyileşme soğuk algınlından daha uzun sürer.Hastaların bir bölümü 1-2 haftada iyileşir. Ancak yaşlılarda halsizlik ve bitkinlik çok daha uzun sürebilir.
  • Okul çağındaki çocuklarda grip belirtileri büyüklerde olduğu gibidir. Çocuklarda ateş büyüklere göre daha yüksek olma eğilimindedir.
  • Okul öncesi çocuklar ve bebeklerde hastalık belirtileri tipik olmadığı için tanı zordur. Çoğu zaman, diğer soğuk algınlığı virüslerinin yaptıkları hastalıklarda görülen belirtilerle seyreder. Bir yaşın altındaki bebeklerde ateş saptandığında bir doktora başvurmalıdır.

SOĞUK ALGINLIĞI- GRİP AYIRIMI ÖNEMLİ MİDİR?

  • Erişkinler genellikle ateşsiz ve hafif seyirli bir hastalık olan soğuk algınlığını ayakta geçirirler ve bu esnada pek fazla ilaca da gereksinim duymazlar. Grip hem klinik belirtiler ve hem de neden olabileceği komplikasyonlar yüzünden önemsenmesi ve bu anlamda uygun tedbirlerin alınması gereken bir hastalıktır.Aşağıda, soğuk algınlığı ile grip hastalığını birbirnden ayırt etmeye yarayan farkları görülmektedir. Bu belirtilere dayanılarak, bu iki hastalık tablosunu ayırt etmek büyük ölçüde mümkündür. 

SOĞUK ALGINLIĞI İLE GRİBİN AYIRICI ÖZELLİKLERİ

  • BELİRTİLER
  • SOĞUK ALGINLIĞI
  • GRİP
  • Ateş
  • Baş ağrısı
  • Genel ağrı ve sancı
  • Halsizlik, yorgunluk hissi
  • Aşırı bitkinlik, takatsizlik
  • Burun tıkanıklığı
  • Hapşırma
  • Boğaz ağrısı
  • Göğüste rahatsızlık hissi
  • Öksürük
  • Nadir
  • Nadir
  • Hafif
  • Oldukça hafif
  • Olmaz
  • Sıklıkla
  • Olağan
  • Sıklıkla
  • Hafif-Ilımlı
  • Kuru Öksürük
  • Tipik (39-40), 3-4 gün sürer
  • Belirgin
  • Olağan, sıklıkla ağır
  • Şiddetli, 2-3 hafta sürebilir
  • Erken ortaya çıkar, belirgin
  • Bazen
  • Bazen
  • Bazen
  • Sıklıkla
  • Sıklıkla, ağır olabilir
  • Kaynak : National Institute of Allergy and Infectious Diseases
     
    KORUYUCU ÖNLEMLER
  • Kışın erken dönemlerde önlem almaya başlarsanız grip gibi bir viral enfeksiyona yakalanma ihtimaliniz azalır. Kuvvetli antiviral bir ajan olan C vitamininden bol miktarda tüketin. Bir vitamin kombinasyonunun yanı sıra vitamin içeren yiyeceklerden bolca tüketin. Özellikle kivi, brokoli, siyah üzüm ve Brüksel lahanası gibi taze sebze ve meyveler zengin vitamin kaynaklardır . Kırmızı, sarı ve turuncu olanlar, ayrıca bağışıklık sistemine yardımcı olan betakaroten içermektedir. Enfeksiyonların iyice kayganlaştırılmış solunum yolu membranlarında yerleşmesi daha zor olması nedeniyle sıvı alımınızı arttırmalısınız. Klimalı yerlerden sakının çünkü, bu ortamlar membranları kurutur. Kalabalık ve sıcak yerler virüslerin yayılmaya hazır olduğu ortamlardır bu yüzden bu yerlerden uzak durun. Örneğin, uzun süreli uçuşlar virüsler için uygun üreme ortamları oluşturur.. Aşırı stres bağışıklık sisteminizi baskılar. Stresi azaltmaya çalışın. Dinlenme ve rahatlama grip atağını kısaltacak ve komplikasyon gelişme riskini azaltacaktır.

      GRİP KOMPLİKASYON YAPAR MI?
  • Grip hastalığı esnasında veya ardından ortaya çıkabilen en önemli bir virüs komplikasyonu pnömonidir. Grip virüsünün kendisi, doğrudan viral pnömoni yapabildiği gibi, grip virüsünün vücudun savunma sistemini bozması ve zayıflatması sonucu sonradan tabloya eklenen bakterilerin neden olduğu bakteriyel pnömoni de ortaya çıkabilir. Grip hastası iseniz ve aşağıdaki belirtilerden herhangi birini kendiniz ya da aile üyelerinizden birinde saptarsanız ;
  • - Nefes almada güçlük,
  • - Öksürük ve balgam çıkartmanın artması,
  • - Balgamda sarı-yeşil renk değişikliği veya balgamda kan görülmesi,
  • - Göğüs ağrısı (özellikle öksürürken) derhal doktorunuza başvurunuz.
  • Soğuk algınlığında görülen sinüzit, orta kulak yangısı ve bronşit, gripte de aynı mekanizmaya bağlı olarak gelişebilir.
  • Grip belirtilerinin geçmesinin ardından, hastalık sonrası öksürük adı verilen bir kinik tablo gelişebilir. Bu öksürük balgam içermez, genellikle haftalarca surer ve çoğu kez geceleri kişiyi uyutmayacak kadar rahatsız edicidir. Astıma benzeyen bu tablo, astım ilaçları ile tedavi edilebilir. Bu tip öksürük geliştiği taktirde, doktorunuza danışınız.
  • Gribin bir diğer önemli yan etkisi vücudun savunma sistemini çok zayıflatmasıdır. Anerji adı verilen bu durumda, hücresel bağışıklıkta ileri derecede bir zayıflama oluşur ve kişinin tüberküloza karşı olan direncinde bozulma ortaya çıkar. Eğer grip geçirdikten sonra, hala öksürük, halsizlik, iştahsızlık, akşam üstü hafif yükselen ateş ve terleme görülüyor ise yine bir doktora başvurmakta yarar vardır.

    GRİP VİRÜSLERİNE ANTİBİYOTİKLER ETKİ EDER Mİ?
  • Grip hastalığının etkeni bir virüstür. Antibiyotiklerin virüslere etkisiz olduklarını, bir kez daha hatırlatmakta yarar vardır. Antibiyotikler Viral hastalıklarda, ancak bakteriyel bir komplikasyon (pnömoni, sinüzit, orta kulak yangısı gibi) geliştiği taktirde ve doktorunuzun reçete ettiği şekilde kullanılmalıdır.
      GRİP VİRÜSÜNE ETKİLİ BİR İLAÇ VAR MI?
  • Günümüzde grip hastalığının tedavisinde kullanılabilecek bazı antiviral (virüslere etkili) ilaçlar vardır. Bu ilaçlar, hastalık süresini kısaltırlar ve hastalık esnasındaki yaşam kalitesini yükseltirler. Ancak, bu ilaçların mümkün olduğunca hastalığın erken evrelerinde kullanmaya başlanması gerekir. Bu ilaçların kullanılıp kullanılmayacağı doktorunuzun takdirine kalmıştır .

http://www.saglikklinik.com/wp-content/uploads/2010/09/saglikklinik.com-grip-aşısı.jpg

http://www.saglikklinik.com/wp-content/uploads/2010/09/saglikklinik.com-grip-aşısı.jpg

GRİPTEN AŞI İLE KORUNABİLİR MİYİZ?

Gripten en iyi korunma yolu, grip aşısı ile aşılanmaktır. Grip aşısı her yıl tekrar edilmesi gereken bir aşıdır. Bunun nedeni, grip virüsünün her yıl antijenik yapısını yani kimliğini değiştirmesidir. Bunedenle, her yıl yeni imal edilmiş aşılar kullanılmalı, herhangi bir nedenle geçmiş yıllardan kalan aşı kullanılmamalıdır. Grip aşılmasından sonra, sağlıklı kişilerde yaklaşık %80 civarında bir koruyucu etki elde edilmektedir. Bu oran yaşlılarda, bağışıklık sistemi zayıflamış veya kronik hastalığı olanlarda daha düşük olabilmektedir. .Bu bakımdan, sağlıklı olsanız da, hiçbir aşının tam koruma sağlayamadığı hatırlatmakta yarar vardır.

ULUSLAR ARASI SÜPER ETKENLER

Süper grip, kendisine karşı herhangi bir bağışıklık oluşmamış olduğu için, hızla yayılan yeni bir virüsün neden olduğu gribe verilen isimdir. Yaklaşık her 10 yılda bir pandemi yapar ve herhangi bir yıla oranla 10 kat daha fazla ölüme neden olur. Neyse ki hazır modern aşılama programları genellikle bu türü de içermektedir. Bu “süper etkenler ”in birden bire nasıl ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemektedir. En kuvvetli teori, bunların hayvanlar aleminden insana geçtiği yolundadır. Süper etkenlerin ilk kaynağının kuşlar ve domuzlar olduğu sanılmaktadır. Bu da virüslerin neden genellikle insanların hayvanlarla iç içe yaşadığı, Çin’in kırsal bölgelerinden kaynaklandığını açıklamaktadır. 1997’de görülen “tavuk gribi” buna bir örnektir. Süper grip virüsleri, genellikle, A tipinin farklı çeşitleridir. Enfeksiyon yeni virüsün parçalarının -hemaglüninleri (H), ve nöraminidazları (N)- bir insan hücresine tutunmasıyla başlar. Bunlar virüs alt tipleri olup gribe adını verir.

 

SÜPER GRİPLER VE PANDEMİLER

Ad

Tarih

Etken

Sonuç

İspanyol Gribi

1918

H1N1 virüsü, Kaynağı bilinmemektedir ancak, ABD olabilir.

Tüm dünyada yayılarak bir milyardan daha fazla insanı etkilemiş ve üç yılda 20-30 milyon insanın ölümüne neden olmuştur.En sık genç erişkinleri etkilemiştir.

Asya Gribi

1957

H2N2 virüsü.Çin’de ortaya çıkmıştır.

Hızla Hong Kong ve Singapur’a yayıldıktan sonra, tüm dünyayı etkilemiştir. Özellikle 1960’da Amerika başta olmak üzere, sonraki dönemlerde bir çok insanın ölümüne neden olmuştur. İkincil enfeksiyonları önlemek için antibiyotiklerin kullanımıyla ölümler sınırlandırılmıştır.

Hong Kong Gribi

1968

H3N2 virüsü.Güneydoğu Çin’de ortaya çıkmıştır.

Çin’de görüldüğü andan itibaren, bir yıl içinde tüm dünyaya yayılmış ve 11 yıl boyunca yaygınlığını sürdürmüştür.İlk yılında Amerika’da yüksek mortalite göstermiştir.

Domuz Gribi

1976

Amerika’da Fort Dix’de askeri görevlilerde ortaya çıkmıştır.

Amerikan hükümeti herkesi acilen aşılanmaya teşvik etmiştir, 6-8 haftada 41 milyon kişi aşılanarak pandemi gelişimi önlenmiştir.

Rus Gribi

1977

H1N1 virüsü.Kuzey Çin’de ortaya çıkmıştır. Kırmızı grip olarak da bilinmektedir.

İlk olarak ilk ve orta dereceli okullarda salgın yapmıştır.Hızla Güney Çin’e ve Rusya’ya, ardından bir yıl içinde tüm dünyaya yayılmıştır.Yaşlılar, 1950’lerde ortaya çıkan H1N1’e karşı bağışıklık kazanmış olduklarından esas olarak genç insanlar etkilenmiştir.

 

 

  • İSHAL (DİARE)
  • İshalin tam tanım ını yapmak zordur. Sulu dışkılama, dışkı miktarında artma ya da dışkılama sıklığında artma ishal olarak kabul edilmektedir. İshalli kişiler günde 250 gramdan fazla dışkılar ve bunun en az yüzde 70′i sıvı haldedir. Dünya Sağlık Örgütü, bir günde üç defadan fazla sulu dışkılamayı ishal olarak tanımlamaktadır. Anne sütüyle beslenen bebeklerde ise her zamankinden daha sık ve sulu dışkılamayı ishal olarak kabul etmektedirler. İshal durumunda (diare), bağırsağın yüzeyindeki mukoza tabakası hasar görmüştür. Bu duruma genelde mikroplar ya da bir çok reaksiyonun gerçekleşmesini sağlayan enzimlerin azalması neden olur. Bu enzimin adı laktazdır. Laktaz, sütte de bulunan karbonhidrat yapısındaki laktozu sindirmemizi sağlar. Bu enzim azalırsa, laktoz vücuda geri emilemez ve suyla birleşir. Bu da ishalin artmasına neden olur. Bu durumda dışkılama normal bir biçimde yapılamaz. Çok ağır ishal vakalarında günde 13-14 litre kadar sıvı kaybedilebilir. Bu miktar, da insandaki kan hacmine eşittir. Az miktarda ağrılı ve kanlı ishal, dizanteri olarak bilinir. İshalli hastalıklar beslenmenin bozukluğuna ve sıvı kaybına yol açar. Dünyada 5 yaşından küçük çocuklarda 1 milyara yakın ishal vakası görülmekte ve bu çocuklardan 2.5 milyona yakını ölmektedir. En büyük sebebi ise sıvı kaybıdır. Özellikle iki yaşından küçük çocuklarda ölüme yol açar.
  • HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
  • İshalin genel belirtileri sulu dışkılama, acil dışkılama isteği, büyük abdestini tutamama, fazla sayıda dışkılama, susuzluk, bulantı, kusma, ateş yükselmesi, halsizlik, karın bölgesinde ağrı ve gazdır. Bu belirtileri ishalin şiddetine göre sıralayabiliriz. Az miktarda sıvı kaybedildiğinde susuzluk ortaya çıkar. Vücut ağırlığının ortalama %4′ü kaybedilmiştir. Orta derecede sıvı kaybedildiğinde ağızda kuruma, idrar miktarında azalma, huzursuz bir ruh hali görülür. Sıvı kaybı, vücut ağırlığının %7-8′i kadardır. Fazla sıvı kaybedildiğinde ise belirtiler şiddetlidir ve vücut ağırlığının 10′u kadar sıvı kaybı vardır.
  • İSHAL NE GİBİ SORUNLARA YOL AÇAR?
  • İshalde, bağırsak içinde ilerleyen dışkı, her bölümde kalması gereken süreden daha az kalır. Ve yeterince sindirim yapılamaz. İnsan bağırsağındaki bakteriler her zaman zararlı değildir. Bazı bakteriler sindirime yardımcı olmaktadırlar. Bunlar yararlı bakterilerdir. Fakat mikroplu ishal durumunda, kalın bağırsağa gelen protein yapısındaki maddeler zararlı bakteriler tarafından kullanılır. Bu da zararlı bakterilerin büyüyüp gelişmesine yararlı bakterilerin görevini yapamayıp, sayısının azalmasına yol açar. Bütün bunlar vücudun sindirim işlevinin bozulmasına neden olur ve hastayı rahatsız eder. Bu durumun önüne geçmek için, yararlı bakterileri koruyacak prebiyotikler kullanılabilir. Dünyada bir tane prebiyotikli ishal maması vardır. Adı Prebiyotikli Humana HN’ dir.
  • İSHAL TEDAVİSİ
  • İshal tedavisi, ishale neden olan faktöre göre değişmektedir. Bakterinin neden olduğu ishal durumunda, hastanede ve doktor tarafından tedavi yapılması gerekmektedir. Bebekler için tehlikeli olabilir. Derhal tedavi edilmesi gerekir. Bu durumda uygun antibiyotik tedavisi yapılır. Bakterinin yol açtığı ishalde ateş yükselir ve genelde ishal kanlıdır. Prebiyotikli ishal mamasının kullanılması da gereklidir. Mikrobun neden olmadığı ishal genelde hafif seyirlidir. Ateş yükselmesi ya da dışkıda kan görülmez. Antibiyotik ya da herhangi bir ilaç tedavisine gerek yoktur. Bu ishal, beslenme ya da hava değişiminden dolayı olmuştur. İshal maması tedavi için yeterlidir. İshalden korunmak için mutlaka yemekten önce ve sonra elleri yıkamak gerekir. Bebeklerin de temizliğine dikkat edilmeli, ayrıca bebeğin altı değiştirildiğinde mutlaka eller sabunla yıkanmalıdır.
  • İSHALLİ ÇOCUKLAR YA DA BEBEKLER İÇİN NE YAPILABİLİR?
  • İshalli çocuklarda sıvı kaybını karşılamak için su ve sulu içecekler verilmelidir. Ayran, çorba, meyve suyu verilebilir. Fakat henüz anne sütünden başka besin kullanmayan bebekler ise daha sık emzirilmelidir. Bebek içebildiği zaman, suyu kaynatıp soğuttuktan sonra bebeğe verebilirsiniz. Bebeğin beslenmesine devam edilmelidir. Anne sütü içen bebekler, daha sık emzirilmeli, anne sütü almayan bebeklerde ise beslenme önceden olduğu gibi devam ettirilmelidir. Ek besin almaya başlamış en az 6 aylık bebeklerde ise yoğurt, püre, et gibi besinler verilebilir. Meyve suyu içirilebilir. Çocuk mutlaka iyi beslenmelidir. Öğün sayısını arttırılabilir. Ayrıca ishal için bazı risk faktörleri bilinmektedir. Biberonla beslenme ve ilk 6 ay anne sütü dışında besinler alma, ishalli hastalıklara yakalanma ihtimalini arttırır. Bunların yanında hijyene önem verilmelidir. Tuvaletten sonra eller sabunlanmalı ve kirli sular kullanılmamalıdır. İshal ortaya çıktıktan sonra ise, beslenmesi kesilen bebekler, en az iki kere kusanlar, 6-7 defa sulu dışkılayan bebekler ve 1 yaşından küçükler çok fazla sıvı kaybeder. Bu bebekler daha fazla risk altındadır.

KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ

  • Kırım-Kongo kanamalı ateşinde(KKKA) etken nedir?
  • Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüsler bu hastalığın etkenidir. Bu grup virüsler, 100 nm (nanometre) büyüklüğünde, Ribonükleik asit (RNA) içeren, heliksel kapsidli ve zarflı virüslerdir.
  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi nedir?
  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), Nairovirüslerin neden olduğu ateş, cilt içi ve diğer organlarda kanama gibi bulgular ile seyreden kene kaynaklı bir enfeksiyondur. İnsanlarda klinik ve subklinik olarak seyreden, kenelerin vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar halinde görülen önemli bir enfeksiyondur. İnsanlarda başlıca ensefalitler, kısa süren ateşli hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit ile ön plana çıkan sendromlar şeklinde görülür. Son yıllarda tedavideki gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.
  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi virusunun kimyasal ve fiziksel etkenlere karşı duyarlılığı nedir?
  • Nairoviruslar dayanıksızdır, konakçı dışında yaşayamazlar. Bu viruslar 56ºC’de 30 dakikada inaktive olur, kanda 40 ºC’de 10 gün yaşayabilir, %1 hipoklorit ve %2 gluteraldehite duyarlıdır ve ultravviyole ışınları ile hızla inaktive olur. Ribavirine invitro duyarlıdırlar.
  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığı ilk nerede tanımlanmıştır?
  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA) ilk kez 1944 ve 1945 yılı yaz aylarında Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet askerleri arasında görülmüştür. Hastalığa Kırım hemorajik ateşi adı verilmiştir. 1956 yılında Zaire’ de ateşli bir hastadan Kongo virüsü tespit edilmiştir. 1969 ise Kongo virüsu ile Kırım hemorajik ateşi virüslerinin aynı virüs olduğu belirlenmiş ve hastalık Kırım-Kongo kanamalı ateşi olarak yeniden adlandırılmıştır.
  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi bugüne kadar hangi ülkelerde görülmüştür?
  • Hastalık sıklıkla Afrika, batı Asya ile Ortadoğu ve doğu Avrupa'da görülmektedir. Kırım-Kongo hemorajik ateş virüsünün Bulgaristan, Makedonyada, Pakistan, Irak, Afganistan, İran, Kosova, Kazakistan, Sahra altı Afrika ülkeleri, eski Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Yunanistan, Arap yarımadası, Dubai, Kuveyt, Çin ve Moritanya’da salgınlar yaptığı bildirilmiştir.
  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), 2002 yılında bahar ve yaz aylarında bazı illerimizde görülmüş ve Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu çalışmalar neticesinde hastalığın KKKA olduğu doğrulanmıştır.
  • Bulaşmada aracı olan bir etken var mıdır?
  • KKKA hayvanlardan insanlara keneler ile bulaşan bir enfeksiyondur. Güney Doğu Avrupa ve Güney Afrika arasında göç eden göçmen kuşlar üzerinde bulunabildiği gösterilmiştir. Bu kuşların virüsün iki kıta arasında taşınmasına yol açabildiği düşünülmektedir. Hyalomma soyuna ait keneler ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yaşamaktadırlar.
  • Virüs, sığır ve koyun gibi Hyalomma keneleri için konak olan hayvanlarda belirtisiz enfeksiyon ve bir hafta kadar süren geçici viremi (kanda virüsün bulunması) oluşturmasına rağmen, insanlarda hastalığa neden olmaktadır. Küçük memeli hayvanlarda da viremi ve hafif enfeksiyon oluşup keneler için kaynak oluşturabilmektedir. Bir bölgede, kenelerin ve keneler kan emdiğinde bulaşmayı sağlayacak kanında virüs bulunan hayvanların bol olması salgın için önemli bir faktördür.
  • Hyalomma soyuna ait keneler en etkin ve yaygın olmakla birlikte, 30 kene türünün KKKA virusunu bulaştırabileceği bildirilmektedir. KKKA virüsunun bazı vektör kene türleri arasında, transovaryal ve venereal olarak bulaştığı belirlenmiştir. Bu da virusun doğada dolaşımla korunmasına katkıda bulunabilecek bir mekanizmadır. Henüz ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde de muhafaza eder.

  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi virusu insanlara nasıl bulaşmaktadır?

İnsanlar virüsü;enfekte kenelerin yapışması, kan emmesi sırasında salgıladıkları tükürük salgısı ile, enfekte kenelerin çıplak elle ezilmesi sırasında temasla, viremik hayvanların kan ve dokuları ile temasla, viremik hastalarla (kan ve diğer vücut sıvıları )temas ile olmaktadır.

KKKA virusunun bulaşmasına etken olan kene nedir? yer yüzünde kaç türü bilinmektedir?

Ülkemizde halk arasında kene, sakırga, yavsı, kerni gibi isimlerle bilinmektedir.Keneler zorunlu kan emici artropodlar olup dünyanın her bölgesinde yaşamaktadırlar. Keneler morfolojik olarak diğer artropodlardan farklı olup, vücutları tek bir parçadan oluşmuştur. Vücudun ön tarafında ağız organelleri yer almaktadır.Günümüzde yeryüzünde yaklaşık 850 kene türü bilinmektedir.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi hangi hayvanlarda görülür ve hastalık belirtileri nelerdir?

Virüs, sığır, koyun, keçi, tavşan ve tilki gibi hayvanlardan tespit edilmiştir. KKKA virusu kenelerin konakladığı hayvanlara bulaşmasına rağmen hayvanlarda; bazen hafif ateş çıkabilir, bunun dışında hastalık belirtisi görülmemektedir. Buna karşılık hayvanlar hastalığın yayılmasında aracı rol (portör) oynamaktadır.

 

  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi salgınlarını etkileyen doğa şartları nelerdir?
  • Doğu Avrupa ve Asya’daki Kırım-Kongo hemorajik ateş salgınlarının genellikle insanlar tarafından oluşturan çevresel şartlara bağlı olarak geliştiği düşünülmektedir. Kırım’daki ilk salgının, İkinci Dünya Savaşı yıllarında kene ile enfekte olmuş bölgelerin tarıma açılması nedeniyle oluştuğu sanılmaktadır. Daha sonra eski Sovyetler Birliği ve Bulgaristan’ da olan salgınlarda ise ziraatçılık ve hayvancılıktaki değişmelerin rol oynadığı belirtilmektedir.
  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi hangi mevsimde görülmektedir?
  • Hastalık mevsimsel özellik göstermektedir. Genel olarak mayıs ve ekim ayları arasında görülmesine rağmen, değişik aylarda da görülebilir.
  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi için kimler risk altındadır?
  • Hastalık için çiftlik çalışanları, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, hayvancılık ile uğraşanlar, veteriner hekimler, veteriner sağlık teknisyenleri, akut hastalarla temas olasılığı bulunan salgın bölgelerde görev yapan sağlık personeli, askerler, kamp yapanlar risk altındadır.

Kene ısırığında ne yapılmalıdır?

Yapışan keneler ise kesinlikle öldürülmeden, ezilmeden/patlatılmadan ve kenenin ağız kısmı koparılmadan, bir pensle doğrudan düz olarak, döndürmeden yavaşça çekilip alınmalıdır. Isırılan yer bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra iyotlu antiseptik(tendürdiyot) sürülmelidir. (şayet sabunlu su bulunmaz ise alkol içeren mendiller kullanılabilinir).

Çıplak elle keneye temas edilmemeli eğer elle tutulacaksa eldiven giyilmeli veya naylon bir poşet yardımı ile keneler toplanmalıdır.

Vücuttaki kenelerin üzerine herhangi bir kimyasal madde (alkol, klonya, gazyağı v.b) dökülmemeli, sigara veya ateş kullanarak keneler uzaklaştırılmamalıdır. Çünkü bu maddeler kenenin kusmasına neden olacağından hastalık bulaştırma riskini artırmaktadır.

Isırılan kişi iki hafta süreyle ateş,yoğun halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma gibi belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir. Ateşin 38,3 °C veya üzerinde olması halinde acilen tam teşekkülü hastaneye başvurulmalıdır.

Kırım-Kongo kanamalı ateşi virüs bulaştıktan ne kadar süre sonra belirtiler ortaya çıkar?

Kuluçka süresi; virüsün alınma şekline bağlı olarak değişmektedir. Kuluçka süresi kene ısırmasından sonra 2-14 gün arasında değişmekle birlikte genellikle 1-3 gündür. Virüsü içeren kan ve diğer doku ya da atıklar ile temastan sonra genel olarak bu süre 5-6 gündür ve 14 güne kadar uzayabilmektedir.

Kırım-Kongo kanamalı ateşine yakalanmış insanlarda hastalık belirtiler nelerdir?

İnsanlarda; hastalık ateş, üşüme-titreme yaygın kas ağrıları, bulantı-kusma, ishal, yüzde kızarıklık, karaciğerde büyüme ve kanama ile kendini gösterir. Ateş, kırıklık, kas ağrısı, iştahsızlık, baş ağrısı, aşırı duyarlılık, sırt ağrısı, kol ve bacaklarda ağrı, mide bölgesinde ağrı, bel bölgesinde ağrı gibi belirtiler ile ani olarak başlamaktadır. Bazen bu bulgulara kusma, karın ağrısı ve ishal ilave olabilmektedir. Gövde ve kol ve bacaklarda cilt içi kanama görülebilir. Burun kanaması ve değişik alanlarda kanama bulguları bulunabir

  

TÜBERKÜLOZ (VEREM) HASTALIĞI

Tüberküloz binlerce yıldır varolduğu bilinen bir mikropla oluşmaktadır; bu mikrobun adı: Mycobacterium tuberculosis’dir. .  Tüberküloz, en sık akciğerlerde olmak üzere bütün organlarda hastalık yapabilir. Erken ve uygun tedavi başlanır, yeterli süre tedavi edilirse hastalar yüzde yüz iyileştirilir. İyileşme kalıcıdır, şifa sağlar. Tedavisiz bırakılırsa ya da kötü tedavi edilirse öldürücü olabilir

TÜBERKÜLOZ NASIL BULAŞIR?

  • Tüberküloz mikrobunun kaynağı, tedavi görmemiş, aktif akciğer ve gırtlak (larinks) veremi olan hastalardır. Öksürmek, hapşırmak, konuşmak ile mikroplar çevre havaya saçılır. Sağlıklı kişiler bu mikropları nefesleriyle alır ve enfekte olurlar.

  • Sokakta, dolmuşta, lokantada öksüren birisinden verem mikrobu alma olasılığı çok düşüktür. Bulaşma için genellikle verem hastası bir kişi ile uzun süre birlikte yaşamak gereklidir. En çok hastanın aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşlarına bulaşma olur. Tedavi ile bulaşma hızla sona erer.
  • Çatal, kaşık, tabak, bardak, giysi gibi nesnelerle bulaşma olmaz.
  • TÜBERKÜLOZ, HAVA YOLUYLA BULAŞIR.

 

TÜBERKÜLOZ ENFEKSİYONU NEDİR?

  • Tüberküloz mikrobu vücuda girdikten sonra aylarca-yıllarca hastalık yapmadan kalabilir. Bu dönemde vücut tarafından oluşturulan savunma yanıtları, mikropları aktif olmayan bir şekilde tutarlar. Buna tüberküloz enfeksiyonu ya da kişinin enfekte olması diyoruz.
  • Kişi, kendisinin enfekte olduğunu genellikle bilmez. Tüberkülin (PPD) ile cilt testi yapılırsa pozitif olur; bu yolla enfekte olduğu anlaşılır. Bu dönemde mikroplar bir anlamda hapsedilmişlerdir.
  • TÜBERKÜLOZ ENFEKSİYONU, CİLT TESTİ İLE ANLAŞILIR.

TÜBERKÜLOZ HASTALIĞI NEDİR?

Vücuttaki tüberküloz mikropları aktif hale gelirse hastalık yaparlar. Tedavi edilmediği sürece, tuttuğu organda ya da organlarda hasar yapar, bu hasar giderek artar ve öldürücü olabilir.

  • Tüberküloz hastalığı, en çok akciğerleri tutar. Hastalığın tuttuğu diğer organlar, lenf bezleri, akciğer zarları, kemikler, böbrekler, beyin zarlarıdır. Vücudun hemen bütün organlarında hastalık yapabilir. Hastalanan organlarda ağır bir iltihap olur, erimeler görülebilir. Organların çalışması bozulur.
  • Mikropların vücuda girdikten sonra hastalık yapma süresi farklılıklar gösterir. Vücut direnci düşükse, hızla hastalık gelişebilir. Ya da yıllar sonra hastalık gelişebilir. Mikrop alıp enfekte olanlardan ancak yüzde onu yaşamları boyunca hastalanırlar.

Hastalığın gelişmesine yol açan vücut direncini kırıcı hastalıklar ve etkenler vardır. AIDS hastalığı bu bakımdan vücut direncini en çok kıran hastalıktır. Bu nedenle, AIDS ve tüberküloz birbirlerine en büyük desteği veren iki beladır. Hastalığın gelişmesine yol açan diğer durumlar şeker hastalığı, böbrek hastalığı, bazı kanserler, ilaç ve alkol bağımlılığı, sigara, madenci hastalığı ve diğer bazı ciddi hastalıklardır.



TÜBERKÜLOZ TANISI NASIL KONULUR?

Tüberküloz tanısı, balgamda verem mikrobunun gösterilmesi ile konulur.

Hastanın yakınmaları ve akciğer film bulguları ile hastalıktan şüphelenilir.

Hastalarda şu yakınmalar olabilir:

İki haftadan uzun süren öksürük,

Ateş, gece terlemesi,

Göğüs ağrıları,

İştahsızlık,

Zayıflama (kilo kaybı), çocuklarda kilo alamama da olabilir.

Halsizlik

Kanlı balgam

Yakınmalar genellikle hafif başlar ve yavaş ilerler. Bu nedenle, birçok hasta doktora başvurmakta gecikir. Bazıları da yakınmalarını. sigara ya da başka bir nedene bağlar. Doktora başvuru gecikince, hastalık akciğerleri ya da tutulan diğer organları tahrip eder. Yanlış teşhis ve yanlış tedaviler de hastalığın ilerlemesine neden olur; aynı zamanda çevresine mikrop saçmayı sürdürmesine neden olur. Özellikle öksürük ve diğer yakınmaları olan hastaların gecikmeden verem savaşı dispanseri ya da göğüs hastalıkları uzmanına başvurmaları gerekir.

 

Hastanın yakınmaları ve akciğer film bulguları hastalıktan şüphelenmeyi sağlar. Şüphelenilen hastalarda kesin tüberküloz tanısı mikroskopta basilin gösterilmesi ve besiyerinde basilin üretilmesi ile konulmaktadır. Hastadan alınan balgam ya da nadiren diğer örnekler laborutavarda incelenir ve tanı kesinleştirilir. Verem savaşı dispanserlerinde tanı işlemleri, tedavi, ilaçlar ve takip ücretsiz olarak yapılmaktadır.

TÜBERKÜLOZ TANISI, BALGAMDA VEREM MİKROBUNUN GÖSTERİLMESİ İLE KONULUR.

TÜBERKÜLOZ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Tüberkülozun tedavisinde çok güçlü ilaçlar vardır. Bu ilaçları, ülkemizde Verem Savaşı Dispanserleri ücretsiz verir. Mikropları etkili bir şekilde öldürmek için tedavide dört ilaç kullanılmaktadır. Verem mikrobu, diğer mikroplara göre çok daha yavaş çoğaldığından, ilaçları çok daha uzun süre kullanmak gerekir. Tedavi süresi altı aydır. Bazı özel durumlarda ilaçları kullanma süresini doktorunuz uzatabilir.

 

Tüberküloz tedavisinde istirahat, özel beslenme, iklim ve sıkıntı-stres gibi unsurların çok önemli olmadığı gösterilmiştir. Verem ilaçları bulunana kadar bu saydığımız uygulamalar yapılıyordu, fakat hastaların yarıdan çoğu ölüyordu. İlaçlar bulunduktan sonra, verem ölümleri son derece azalmıştır, hastaların neredeyse hepsi başarıyla tedavi edilebilmektedir.

 

Hastayı iyileştiren tedavi hastanın sağlığı yanında toplum sağlığı açısından da son derece önemlidir. Bu nedenle, tedavinin düzenli sürdürülmesi ve tamamlanması zorunludur.

  Tanı yöntemleri

 

Sıkça Uygulanan Tanı Yöntemleri
Serolojik (serumda) çalışılan yöntemler
ELİZA yöntemi
Tifo ve bruselloz için serolojik tanı yöntemleri
Kist hidatik için IHA yöntemi
Hastalık etkeni olan mikroorganizmayı direkt göstermeye dayalı testler (boğaz, kan, yara, idrar, balgam kültürlerinin alınması)

  Tedavi yöntemleri


Enfeksiyonun tipine ve tutulum yerine göre uygun antibiyoterapinin düzenlenmesi.
Antibiyotik tedavisinde dikkat edilecek konular
Gelişigüzel antibiyotik kullanımının sakıncaları:

  • Direnç gelişimi
  • Toksik ve allerjik etkiler
  • Hastalık tanısının maskelenmesi
  • Yüksek maliyet
  • Sonuç alınmada gecikme. Hekime ve ilaca güvensizlik
  • Süper enfeksiyon ( Dirençli bakterilere bağlı yeni enfeksiyon gelişimi)

  Sıkça sorulan sorular

1- Kırım-Kongo kanamalı ateşi nedir?
2- Kırım-Kongo kanamalı ateşi virusu insanlara nasıl bulaşmaktadır?
3- Kırım-Kongo kanamalı ateşi hangi mevsimde görülmektedir?
4- Kırım-Kongo kanamalı ateşi için kimler risk altındadır?
5- Kene ısırığında ne yapılmalıdır?
6- Kırım-Kongo kanamalı ateşi virüs bulaştıktan ne kadar süre sonra belirtiler ortaya çıkar?
7- Kırım-Kongo kanamalı ateşine yakalanmış insanlarda hastalık belirtiler nelerdir?
8- Grip ( influenza) nasıl bir hastalıktır?
9- Grip nasıl bulaşır?
10- Grip belirtileri nelerdir?
11- Grip aşısı kimlere yapılmaz?
12- Grip virüsüne etkili bir ilaç var mı?
13- İshal belirtileri nelerdir?
14- İshal nasıl tedavi edilmelidir?
15- Bruselloz nasıl bir hastalıktır?
16- Kimler risk altındadır?
17- Bulaşma yolları nelerdir?
18- Hastalığın belirtileri nelerdir?
19- Hastalığın tanısı nasıl konur?
20- Hastalıktan korunma nasıl olabilir?

  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi nedir?

Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), Nairovirüslerin neden olduğu ateş, cilt içi ve diğer organlarda kanama gibi bulgular ile seyreden kene kaynaklı bir enfeksiyondur. İnsanlarda klinik ve subklinik olarak seyreden, kenelerin vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar halinde görülen önemli bir enfeksiyondur. İnsanlarda başlıca ensefalitler, kısa süren ateşli hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit ile ön plana çıkan sendromlar şeklinde görülür. Son yıllarda tedavideki gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.

 

  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi virusu insanlara nasıl bulaşmaktadır?

İnsanlar virüsü;enfekte kenelerin yapışması, kan emmesi sırasında salgıladıkları tükürük salgısı ile, enfekte kenelerin çıplak elle ezilmesi sırasında temasla, viremik hayvanların kan ve dokuları ile temasla, viremik hastalarla (kan ve diğer vücut sıvıları) temas ile olmaktadır.

  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi hangi mevsimde görülmektedir?

Hastalık mevsimsel özellik göstermektedir. Genel olarak mayıs ve ekim ayları arasında görülmesine rağmen, değişik aylarda da görülebilir.

  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi için kimler risk altındadır?

Hastalık için çiftlik çalışanları, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, hayvancılık ile uğraşanlar, veteriner hekimler, veteriner sağlık teknisyenleri, akut hastalarla temas olasılığı bulunan salgın bölgelerde görev yapan sağlık personeli, askerler, kamp yapanlar risk altındadır.  

  

  • Kene ısırığında ne yapılmalıdır?

Yapışan keneler ise kesinlikle öldürülmeden, ezilmeden/patlatılmadan ve kenenin ağız kısmı koparılmadan, bir pensle doğrudan düz olarak, döndürmeden yavaşça çekilip alınmalıdır. Isırılan yer bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra iyotlu antiseptik (tendürdiyot) sürülmelidir. (Şayet sabunlu su bulunmaz ise alkol içeren mendiller kullanılabilinir).

Çıplak elle keneye temas edilmemeli eğer elle tutulacaksa eldiven giyilmeli veya naylon bir poşet yardımı ile keneler toplanmalıdır.

Vücuttaki kenelerin üzerine herhangi bir kimyasal madde (alkol, klonya, gazyağı v.b) dökülmemeli, sigara veya ateş kullanarak keneler uzaklaştırılmamalıdır. Çünkü bu maddeler kenenin kusmasına neden olacağından hastalık bulaştırma riskini artırmaktadır.

Isırılan kişi iki hafta süreyle ateş,yoğun halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma gibi belirtiler yönünden takip edilmesi gerekmektedir. Ateşin 38,3 °C veya üzerinde olması halinde acilen tam teşekkülü hastaneye başvurulmalıdır.

  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi virüs bulaştıktan ne kadar süre sonra belirtiler ortaya çıkar?

Virüsün alınma şekline bağlı olarak değişmektedir. Kuluçka süresi kene ısırmasından sonra 2-14 gün arasında değişmekle birlikte genellikle 1-3 gündür. Virüsü içeren kan ve diğer doku ya da atıklar ile temastan sonra genel olarak bu süre 5-6 gündür ve 14 güne kadar uzayabilmektedir.

  • Kırım-Kongo kanamalı ateşine yakalanmış insanlarda hastalık belirtiler nelerdir?

Ateş, üşüme-titreme yaygın kas ağrıları, bulantı-kusma, ishal, yüzde kızarıklık, karaciğerde büyüme ve kanama ile kendini gösterir. Ateş, kırıklık, kas ağrısı, iştahsızlık, baş ağrısı, aşırı duyarlılık, sırt ağrısı, kol ve bacaklarda ağrı, mide bölgesinde ağrı, bel bölgesinde ağrı gibi belirtiler ile ani olarak başlamaktadır. Bazen bu bulgulara kusma, karın ağrısı ve ishal ilave olabilmektedir. Gövde ve kol ve bacaklarda cilt içi kanama görülebilir. Burun kanaması ve değişik alanlarda kanama bulguları bulunabilir.  

  • Grip ( influenza) nasıl bir hastalıktır?

Grip veya influenza virüsü adı verilen bir virüs tarafından oluşturulan, solunum yollarını tutan çok bulaşıcı bir hastalıktır

 

  • Grip nasıl bulaşır?

Grip çok bulaşıcı bir hastalıktır. Grip virüsü üst solunum yollarından bulaşır. Virüsü burun ve boğazında bulunduran hastalar enfeksiyon kaynağıdır.Hastaların konuşmaları, özellikle de öksürmeleri ve hapşırmaları ile grip virüsünü içeren, gözle görülmeyen damlacıklar, saatte 100-150 km hızla ve yaklaşık 3 m uzaklığa yayılırlar. Dolayısıyla böyle bir durumla karşılaşan sağlam kişilerin soludukları hava ile burunlarından ve hatta gözlerinden virüs üst solunum yollarına girer; alınan grip virüslerinin bir kısmı da, yine solunan hava ile akciğerlere kadar inebilir. Giren virüs üst ve alt solunum yollarına yerleşir ve hemen çoğalmaya başlar. Grip virüsünün bir başka bulaşma yolu, grip hastalarının solunum yolları salgıları ile kirlenmiş eşyalar aracılığı ile gerçekleşir. Salgın durumlarında bu yolda önemlidir.

Grip belirtileri nelerdir?

  • Ani başlangıçlı baş ağrısı,
  • Üşüme-titreme,
  • Yüksek ateş,
  • Kuru öksürük,
  • Boğazda yanma hissi,
  • Halsizlik,
  • Kas ve eklem ağrılarıdır.
  • Bu belirtiler hızlı bir şekilde ağırlaşırlar.
  • Gripten aşı ile korunabilir miyiz?
  • Gripten en iyi korunma yolu, grip aşısı ile aşılanmaktır.

    Grip aşısı her yıl tekrar edilmesi gereken bir aşıdır. Bunun nedeni, grip virüsünün her yıl antijenik yapısını yani kimliğini değiştirmesidir.
  • Grip aşılmasından sonra, sağlıklı kişilerde yaklaşık %80 civarında bir koruyucu etki elde edilmektedir. Bu oran yaşlılarda, bağışıklık sistemi zayıflamış veya kronik hastalığı olanlarda daha düşük olabilmektedir. .Bu bakımdan, sağlıklı olsanız da, hiçbir aşının tam koruma sağlayamadığı hatırlatmakta yarar vardı .
  • Grip aşısı kimlere yapılmaz?

Aşağıdaki durumlardan herhangi birisi size uyuyor ise grip aşısı olmamalısınız ;

  • Yumurta alerjiniz varsa, bunun nedeni grip aşısının embriyonlu yumurtadan hazırlanmasıdır. Ancak doktorunuz bazı durumlarda grip aşısı olmanızı çok gerekli görürse, gerekli önlemleri almak suretiyle aşı yapabilir.
  • Öz geçmişinizde Guillain Barre Sendromu hikayesi varsa,
  • O sırada akut bir hastalığınız veya ateşiniz varsa aşılanmayı iyileşinceye kadar ertelemelisiniz.


Grip virüsüne etkili bir ilaç var mı?

Bazı antiviral (virüslere etkili) ilaçlar vardır. Bu ilaçlar, hastalık süresini kısaltırlar ve hastalık esnasındaki yaşam kalitesini yükseltirler. Fakat bu ilaçların mümkün olduğunca hastalığın erken evrelerinde kullanmaya başlanması gerekir. Bu ilaçların kullanılıp kullanılmayacağı doktorunuzun takdirine kalmıştır.

Sulu dışkılama, dışkı miktarında artma ya da dışkılama sıklığında artma ishal olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, bir günde üç defadan fazla sulu dışkılamayı ishal olarak tanımlamaktadır. İshalin genel belirtileri sulu dışkılama, acil dışkılama isteği, büyük abdestini tutamama, fazla sayıda dışkılama, susuzluk, bulantı, kusma, ateş yükselmesi, halsizlik, karın bölgesinde ağrı ve gazdır.  

İshal tedavisi, ishale neden olan faktöre göre değişmektedir.
Bakterinin neden olduğu ishal durumunda, hastanede ve doktor tarafından tedavi yapılması gerekmektedir.
Sıvı ve tuz kaybının fazla olmadığı ishallerde, hastalar hastaneye yatırılmadan uygun diyetle ayakta tedavi edilir.
Dizanteri vakaları, kolera ve fazla su/tuz kaybı hastaneye yatmayı gerektirir.
Antimikrobiyal tedavi gereken bakteriyel ve protozoal ishallerinde uygun tedavi başlanır. İshal düzelene kadar yağsız ve posasız gıdalarla, ishal diyeti uygulanır ve hastanın ağızdan
bol sıvı alması sağlanır.  

Brusella cinsi bakterilerle oluşan; koyun, keçi, sığır, manda ve domuz gibi hayvanların etleri, süt ve idrar gibi vücut sıvıları, infekte süt ile hazırlanan süt ürünleri, infekte hayvanın gebelik materyali aracılığı ile insanlara bulaşabilen; titreme ile yükselen ateş, kas ve büyük eklem ağrıları ile seyreden bir zoonozdur. Bruselloz halk arasında “Malta Humması” , “Mal hastalığı” adlarıyla bilinir.

Ülkemizde hastalık her yaş ve cinste görülmektedir. Bazı meslek grupları; hayvan yetiştiricileri, veteriner hekim ve sağlık memurları, mezbaha işçileri, et sanayisinde çalışanlar, veteriner araştırma laboratuvarında çalışan elemanlar bruselloz açısından riskli gruplardır. 

 

1-İnfekte çiğ süt ve süt ürünlerinin tüketimi: En çok bulaş çiğ sütten yapılan taze peynir ve krema yağlarla olur. Yoğurt ile bulaşma söz konusu değildir. Çünkü yoğurt yapılırken süt mutlaka kaynatılır ve ilave edilen maya sütü asidifiye eder.
2- Hasta hayvanın çıkartıları veya plasentası ile direkt temas: Hasta hayvanın genital akıntısı, düşük materyali veya idrarının hasarlı cilt ile teması yolu ile infeksiyon alınabilmektedir.
3- Hasta hayvan etinin iyi pişirilmeden tüketilmesi ile: Özellikle karaciğer, dalak gibi organların iyi pişirilmeden yenmesi ile bulaş olabilir.
4- Solunum yoluyla: Brusella bakterisi izole edilen mikrobiyoloji laboratuvar çalışanlarında görülür.

Hastalığın belirtileri nelerdir?
Hastalık genellikle iştahsızlık, halsizlik, yaygın kas ve eklem ağrıları, subfebril ateş ile başlar.Ateş üşüme-titreme ile 38-39°C lere kadar ulaşır ve her gün yarım derecelik artış ile 40°C ye kadar yükselebilir. Ateş genellikle öğleden sonraları üşüme-titreme ile başlar ve gece yarısından sonra bol terleme ile düşer. Bazen bu şekilde 1hafta-10 gün devam eden ateş, yükseldiği gibi yavaş yavaş düşerek birkaç gün içinde 37° C ye geriler. 3-5 gün ateşsiz dönemden sonra ateşin tekrar yükseldiği görülür.

Brusellozda en önemli ikinci bulgu yaygın kas ve eklem ağrılarıdır. Hastalık kronikleştikçe ateş ve terleme şikayetleri azalır kas ve eklem ağrıları önde gelen şikayetler olmaya başlar. Bruselloz tüm eklemleri etkilemekle birlikte en çok vücudun ağırlığını taşıyan eklemleri (sakroilak, kalça, omuz, diz gibi) etkiler. Yukarıda belirtilen tipik belirtilerin dışında çok daha farklı belirti ve bulgularla da başlıyabilir. &