Anabilim Dalımız' da Her türlü göz hastalığının tanı ve tedavisine yönelik faaliyetler yürütülmektedir. 
Bölümümüzde ayaktan ve yataklı tedavi hizmetleri sunulmaktadır.
 

Kornea Ve Göz Yüzeyi Hastalıkları 
Kornea İltihapları 
Keratokonus
Piterjiyum
Glokom– Göz Tansiyonu 
Katarakt  
Üveit
Retine Damar Hastalıkları 
Yaşa Bağlı Makula Dejeneresansı – Sarı Nokta Hastalığı 
Prematüre Retinopatisi (ROP)
Şaşılık Ve Göz Tembelliği
Göz tembelliği nedir? 
Göz Kapakları VE Gözyaşı Sistemi Hastalıkları – Oküloplastik Cerrahi  

 

Kornea Ve Göz Yüzeyi Hastalıkları 
Kornea göz küresinin ön kısmında yer alan saydam tabakadır. Kornea gözde retinaya ışığın geçmesini sağlayan bir pencere fonksiyonunu ve koruyucu bir zar görevini görür. Kornea hastalıkları gözlerde yanma, batma kızarıklık, ışık hassasiyeti gibi şikayetlere sebep olurken gözde lekelenme, net görememe gibi rahatsızlıklara da sebep olabilir. Keratokonus, kalıtsal kornea distrofileri, yaşa bağlı kornea dejeneresansları, korneanın enfeksiyöz hastalıkları, kuru göz, alerjik konjunktivitler, enfeksiyöz konjunktivitler, piterijiyum gibi pek çok hastalık bu grupta değerlendirilmektedir. Gözde rahatsızlık hissi ve ağrıdan görme kaybına kadar değişebilen klinik tablolara yol açan bu hastalıkların ayrıntılı şekilde incelenmesi gerekmektedir. Muayenenin yanında, gözyaşı fonksiyon testleri, kornea yüzey haritalaması, kornea kalınlığı ölçülmesi gibi yardımcı yöntemler de bu hastalıkların tanı ve takibinde kullanılır. Sık rastlanan hastalıklarından bazıları şu şekildedir.

Kornea İltihapları: 
Bakteri, mantar virüs ve parazitlere bağlı olarak korneada iltihap (keratit) gelişebilir. Konjonktivada hiperemi, fotofobi ve ani başlayan ağrı gibi semptomlarla başlar. Acilen göz doktoruna başvurularak tedaviye başlanması gerekir. Benzer tablolara çeşitli sistemik hastalıklar ve yüz felci gibi göz kapaklarının fonksşyonunu etkileyen rahatsızlıklar sonrası da rastlanabilir.

Keratokonus:
Korneada incelme ve öne bombeleşme sonucu kornea konik şekil almıştır. Genellikle iki gözü de etkiler, ancak keratokonus bir gözde daha ileri olabilir. Genellikle adolesan çağında hastalık daha hızlı seyreder. Keratokonus ilerledikçe santral korneadaki konideki incelme ve düzensiz astigmatizma artar. Bazı hastalarda yırtılmaya bağlı ani kornea ödemi gelişebilir, bu tabloya akut hidrops adı verilir

Başlangıç keratokonus olgularında görme keskinliği genellikle gözlükle düzeltilebilir. Ancak keratokonus ilerlediğinde gaz geçirgen veya hibrid (santrali sert etekleri yumuşak) kontakt lenslerle düzensiz astigmatizmanın nötralize edilerek görme keskinliğinin düzeltilmesi gerekir. Günümüzde kollajen çapraz bağlama (cross-linking) ve intrastromal kornea halkaları ile yüz güldürücü sonuçlar bildirilmektedir. Bu yöntemler yetersiz olduğunda penetran keratoplasti ile santraldeki konik skarlı kornea saydam kornea ile değiştirilir.

Cross-linking tedavisi kliniğimizde de yapılmaktadır.

Piterjiyum
Halk arasında “kuş kanadı” olarak bilinen bu rahatsızlık, göz yüzeyini kaplayan zarsı konjonktiva tabakasının kornea adı verilen saydam tabakanın üzerine ilerleyerek ‘et’ görünümü almasına neden olur. Kozmetik sorunun yanında, düzensiz astigmata da yol açarak bulanık görmeye neden olur. Oluşumunda güneş ışınlarının etkili olduğu ortaya konulmuştur. Bu nedenle, yöremizde sıklıkla karşılaşılan bir rahatsızlıktır. Ameliyat dışında bir tedavi seçeneği bulunmamaktadır. Ameliyattan sonra tekrarlama riski yüksek olmakla beraber, gözün bir başka bölümünden alınan yamanın yerleştirilmesi, bazı ilaçların kullanılması gibi tekniklerle bu risk azaltılmaktadır. 

GLOKOM GÖZ TANSİYONU  

Glokom değişik tipleri olan optik sinirde ilerleyici hasarla, görme alanı kayıpları ve yüksek göz içi basıncı ile karakterize bir hastalıktır. Glokom dünya üzerinde önlenebilir körlük nedenlerinden biridir. Eğer glokom zamanında tanınır ve tedavi edilirse görme kaybı önlenebilir. Halk arasında “karasu hastalığı” olarak da bilinir. Hastalık %90 oranında belirti vermeden ilerler ve çoğunlukla rutin göz muayenesi sırasında ‘tesadüfen’ fark edilir. Glokom hastalığının belirli bir bulgusu yoktur ancak ileri dönemlerinde görme kaybı çok ilerlemişse görmedeki azalma fark edilebilir. Erken görme alanı kayıpları hasta tarafından genellikle fark edilmez hatta ağır görme alanı kayıpları bile fark edilmeyebilir. Glokom hastalığı, belirgin bir bulgu vermediği için erken dönemlerinde ancak iyi bir göz muayenesi sonucu tanınabilir. Bu nedenle her bireye 40 yaş üzerinde ve ailesinde glokom öyküsü olanlara 30 yaş üzerinde yılda bir kez düzenli göz muayenesi önerilmektedir.

Glokomda temel risk faktörü yüksek göz iç basıncıdır. Göz içi basıncı, göz içi sıvısının gözden atılımına çeşitli nedenlerle direnç gelişmesine bağlı olarak artar. Normal toplumda göz içi basıncı değerleri 10 ve 21 mmHg arasındadır, her yüksek göz içi basıncına sahip kişi, glokom hastalığına sahip değildir. İleri yaşla birlikte göz içi basıncında bir miktar yükselme olabilir.

Daha önceleri glokoma neden olan tek faktörün yüksek göz içi basıncı olduğu düşünülürdü. Ancak göz içi basıncı normal değerlendirilen bazı hastaların görme alanında görülen ilerleyici hasar görülmesi, göz içi basıncının bu hastalığın tek nedeni olmadığını gösterdi. Bu sebeple glokom tanısı koyabilmek için yalnızca göz içi basıncının yüksek ölçülmesi yeterli değildir. Optik sinir başındaki değişiklikler muayene ile ortaya konmalı ve varsa, görme alanı bozuklukları da gösterilmelidir. Göz içi basıncı mutlaka Goldmann tonometresi ile ölçülmeli ve kornea tabakasının kalınlığına göre düzeltilmesi yapılmalıdır. Farklı zamanlarda birkaç ölçüm gerekmektedir. Hava üflemeli (non-contact, temassız) yöntem tarama için uygun ancak glokom tanısı ve takibi için yeterli değildir.

Daha az rastlanan bir tür glokom olan açı kapanması glokomunda gözde ağrı, görme bulanıklığı ve bulantı kusma görülebilir.

Göz tansiyonunun takibinde ve görme sinirinde hasar oluşup oluşmadığının belirlenmesinde ileri teknoloji ürünü tetkik cihazları kullanılmaktadır. Bu cihazların verilerini yorumlayan glokom uzmanı hekimlerimiz hastanın tedavi sürecini planlar. Bunlar; görme sinirindeki hasardan dolayı görme kaybının miktarını gösteren görme alanı, görme siniri ve sinir lifi analizi yapan OCT (optik koherens tomografi) cihazlarıdır ve glokomun teşhis ve tedavisinin planlamasında büyük önem taşırlar.

Tedavide en önemi amaç hastalığın ilerlemesini durdurmaktır. Kullanılan yöntemler göz içi basıncını düşürmek için ya göz içi sıvısı yapımını azaltmaya ya da göz içinden akışını arttırmaya yöneliktir. Glokom hastalığının tedavisinde göz içi basıncının belirli bir düzeyde tutulması hedeflenmelidir. Bunun için çeşitli göz damlaları tek başlarına veya birkaç tane birlikte kullanılır. Tedavinin ömür boyu sürmesi gereklidir ve sürekli olarak kontrollerin yapılması gereklidir.

İlaç tedavisinin göz içi basıncını kontrol altına almada yeterli olmadığı durumlarda lazer ve cerrahi tedavi gündeme gelmektedir. Cerrahi ile sürekli üretilen ve glokomda normal yollardan boşaltımı yetersiz olan, göz içi sıvısının gözün en dışındaki zarsı tabaka (konjonktiva) altına verilerek buradaki damar ağı ile uzaklaştırılmasının sağlanması amaçlanır. Bunu sağlayan klasik ameliyat (trabekülektomi) veya giderek güncel hale gelen bir tüp yerleştirilmesi (seton) ameliyatları da hastanemizde uygulanmaktadır.  

KATARAKT  

Halk arasında “aksu hastalığı” olarak da bilinen katarakt, lensin normalde olan saydamlığını kaybederek mat bir hal almasıdır. Bu durumda hastaların en sık şikayetleri görme azlığı, puslu görme, cisimlerin etrafında ışık haleleri görme, parlak ışıktan rahatsız olma ve kamaşmadır. Katarakt, en sık ilerleyen yaşa bağlı olarak meydana gelmekle beraber; ilaçlara, diğer bazı sistemik hastalıklara ve göze alınan darbelere bağlı (travmatik) olabileceği gibi doğuştan katarakt da görülebilmektedir.

Kataraktın ameliyat dışında bir tedavi yöntemi yoktur. Halen tüm dünyada uygulanan en yüksek teknolojili yöntem olan “fakoemülsifikasyon” (kısaca fako) hastanemizde de yoğun şekilde uygulanmaktadır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi kataraktın ameliyat dışında bir tedavisi yoktur ve cerrahide ultrason enerjisi kullanılmaktadır. Ameliyatta ileri teknoloji kullanılması, küçük kesiden ameliyatın gerçekleştirilebilmesi ve dikiş gerekmeyebilmesi cerrahinin lazerle yapıldığı şeklinde yanlış anlamaya neden olmuştur.

Kataraktın görme keskinliğinde azalma, puslu görme, cisimleri etrafında ışık haleleri görme, parlak ışıktan rahatsız olma ve kamaşma şikayetlerinin en az bir tanesi mevcut olduğunda ve bu durum bireyin günlük yaşamını etkiler şekilde rahatsızlık vermeye başladığında ameliyat edilmesi gerekir. Günümüzde kataraktın iyice olgunlaşarak, görmenin tamamen azalmasının beklenmesi yaklaşımı terk edilmiştir.  

ÜVEİT  

Gözün damarsal tabakası olan üveanın iltihabı anlamına gelen üveit, çok geniş ve değişken bir klinik tabloda karşımıza çıkmaktadır. Çeşitli romatizmal hastalıklar, tüberküloz, sarkoidoz, bazı enfeksiyon hastalıkları ve ülkemiz için çok önemli bir hastalık olan Behçet hastalığı üveit tablosu ile karşımıza çıkabilir. Bunun dışında, sebebi henüz tam aydınlatılamamış üveit tabloları da vardır. Tedavisiz kalması halinde üveit, tam görme kaybına kadar gidebilen komplikasyonlara yol açar. 
Hastanemizde üveit hastalarının tanı ve takibinde gelişmiş laboratuar olanakları ve görüntüleme yöntemleri ile birlikte, diğer branşlarla multidisipliner bir işbirliği sürdürülmektedir. 

RETİNA DAMAR HASTALIKLARI

Diabetes mellitus (şeker hastalığı), hipertansiyon, orak hücre anemisi gibi bazı hastalıkların seyrinde göz damarlarında görme kaybına kadar gidebilen bazı yapısal değişiklikler meydana gelmektedir. Çoğunlukla geri dönüşsüz oldukları için, öncelikle korunma ve erken tanı çok önemlidir.

Söz konusu hastalar iç hastalıkları uzmanının önerilerine dikkatle uymalıdırlar. Kan şekeri, hipertansiyon, kan lipid düzeylerinin kontrol altında olması gözlerdeki etkilenmeyi geciktirecek veya yavaşlatacaktır. Diabetes mellitus, hipertansiyon hastalarının yıllık göz kontrollerini yaptırmaları çok önemlidir. Gözlerde etkilenme ortaya çıktıktan sonra da göz hastalıkları uzmanının öngördüğü sıklıkta kontroller yapılmalıdır. Bu kontrollerde tam bir göz muayenesinin yanında, göz bebeklerinin damla ile genişletilmesinin ardından göz dibi (damar ve sinirler) ayrıntılı olarak incelenmektedir. Buna ek olarak, gereken hastalarda belirli aralıklarla fundus floresein anjiyografi (göz anjiyografisi) incelemesi de yapılmalıdır. Bu tetkik için, el veya koldaki bir toplardamardan 5 ml floresein maddesi verilmesini takiben gözün arkasının belirli aralıklarla resmi çekilmektedir. Elde edilen görüntülerle damar yapısındaki bozulmalar daha ayrıntılı incelenebilmekte, muayenede görülemeyen bazı ayrıntılar görünür hale gelmektedir. Verilen madde alerjik reaksiyonlara neden olabildiği için, herhangi bir alerji öyküsü bulunan hastaların bunu işlem öncesinde doktoruna bildirmesi çok önemlidir. İşlemden sonraki 24 saatte ciltte sararma ve sarı idrar çıkartma görülebilir. Anjiyografi tedavi edici olmayıp, yalnızca tanısal amaçlıdır; belirli dönemlerde tekrarı gerekebilir 

YAŞA BAĞLI MAKULA DEJENERESANSI – SARI NOKTA HASTALIĞI  

Tüm dünyada önde gelen körlük nedenlerinden olan yaşa bağlı makula dejeneresansı ileri yaşların hastalığıdır. Nedeni tam aydınlatılamamış olmakla beraber, beslenme koşulları, güneş ışınları, sigara etken olarak suçlanmaktadır. Daha sık görülen, yavaş seyirli ‘kuru’ tipi genellikle görme kalitesini bozmakla birlikte, görme kaybına yol açmamaktadır. Az görülen ‘yaş’ tip ise hızla görme kaybına neden olmaktadır.

Tedavide görmenin korunması hedeflenmektedir. Bu amaçla bütün dünyada ve hastanemizde uygulanan en yeni yöntem göz içine “anti-VEGF” adı verilen, yeni damar oluşumunu önleyen ilaçların verilmesidir. Bu tedavi kliniğimizde sıklıkla uygulanan bir yöntemdir. Belirli aralıklarla düzenli olarak göze iğne yapılmaktadır. Hastalar muayene ve anjiyografi ile takip edilir. Bunun dışında, bazı vitaminler, eser elementler ve antioksidanları içeren ticari preparatlarında hastalığın seyrini yavaşlattığı bilinmektedir.

PREMATÜRE RETİNOPATİSİ (ROP) 

Miyadından önce doğmuş, düşük doğum ağırlıklı ve özellikle, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatarak tedavi almış bebeklerde görülen, retina (gözün sinir tabakası) damarlarının gelişimsel bir anomalisidir. Bebeğin doğum ağırlığı ve/veya anne karnında kalma süresi düştükçe hastalığın görülme olasılığı ve şiddeti artmaktadır. Anne karnındaki göreceli düşük oksijenli duruma alışmış olan retina damarlarının olgunlaşma süreçlerini tamamlamadan dış ortamdaki yüksek oksijene maruziyeti sonucunda retina damarlarında gelişim bozulmaktadır. Aşırı kırılgan, kanamaya eğilimli, zayıf damarlar retinada işlev bozukluğuna ve sonuçta çeşitli derecelerde görme kaybına neden olmaktadır. Klinik tablo yüksek miyopi ve şaşılıktan, tam körlüğe kadar değişkenlik göstermektedir.

Rahatsızlığın erken dönemde tespiti, oluşabilecek hasarın önlenmesi veya en aza indirgenmesi için çok önemlidir. Bu nedenle, 42 doğum haftasından önce ve/veya 2000 g altında doğmuş bebeklerin yenidoğan yoğum bakım ünitesinde yatarken ve taburcu olduktan sonra da retina gelişimleri tamamlanana kadar düzenli aralıklarla ayrıntılı retina muayeneleri yapılmalıdır. Rahatsızlığın seyrinde erken tanı çok önemli bir yer tutmaktadır.

Hafif olgular kendiliğinden düzelebilirken, ağır olgulara lazer fotokoagulayon gerekmektedir. Lazer tedavisi genel anestezi altında uygulanır ve retinanın damarlanmamış bölümlerine uygulanır.

Etkili şekilde lazer uygulanmış olgularda genellikle ROP tamamen gerilemektedir. Bununla beraber, bu bebeklerde ileri dönemlerde yüksek miyopi, şaşılık gibi göz sorunları yaşanabilmektedir; bu nedenle, bu bebeklerin uzun süre dikkatle takip edilmeleri gerekmektedir.
ROP takip ve tedavisi kliniğimizde uzun yıllardır yapılmaktadır. 

ŞAŞILIK VE GÖZ TEMBELLİĞİ  

İki gözün paralelliğinin ve aynı yöne eşzamanlı hareketlerinin bozulması şaşılık olarak adlandırılmaktadır. Şaşılığın meydana gelmesinde pek çok etken rol oynamaktadır: annenin gebeliğinde geçirdiği hastalıklar, doğum sorunları, doğuştan metabolik hastalıklar, merkezi sinir sistemini ilgilendiren bozukluklar, gözün kendi bozuklukları, bebeklik veya çocuklukta geçirilen ateşli hastalıklar, ailede şaşılık öyküsü olması gibi. Erişkin çağda ortaya çıkan şaşılıklar ise genellikle gözün bozukluklarına veya merkezi sinir sistemi olaylarına bağlıdır.

Şaşılığın en sık belirtisi gözlerden bir veya ikisinin kaymasıdır. Bunun dışında bulanık görme, derinlik hissinin kaybı, çift görme, başağrısı gibi yakınmalar olabilir. Bazı şaşılık türlerinde baş ve yüz pozisyonu gelişebilir. Küçük çocuklarda burun kökünün basık olmasına, göz kenarlarında cilt katlantısı bulunmasına bağlı olarak yalancı şaşılık bulunabilir. Bu durum şaşılık olmayıp, muayene ile kolaylıkla ayırt edilebilmektedir.Şaşılığı olan olgularda gözlük veya cerrahi ile düzeltme gerekebilmektedir.

Göz tembelliği nedir?

Göz tembelliği (ambliyopi), gözlerden biri veya her ikisinde herhangi bir nedene bağlı olan görme azlığının, zamanında düzeltilmemesi sonucunda kalıcı hale gelmesidir. Bir veya iki gözde yüksek kırma kusuru, iki göz arasında kırma kusuru farkının yüksek olması, katarakt vb ortam bulanıklıkları, şaşılık gibi nedenlerle tembellik meydana gelebilir. Tedavide öncelikle etken ortadan kaldırılmalı ve rehabilite edilmelidir. Tembelliğin tedavisine ne kadar erken başlanırsa sonuç o kadar tatmin edici olacaktır. Bu sebeple çocukların en geç 2,5 3 yaşlarında muayene edilmeleri gerekmektedir. Kliniğimizde göz tembelliğinin düzeltilmesine yardımcı tedaviler yapılmaktadır. 

GÖZ KAPAKLARI VE GÖZYAŞI SİSTEMİ HASTALIKLARI – OKÜLOPLASTİK CERRAHİ 

Göz kapaklarında düşüklük (pitoz), kapakların dışa dönmesi (ektropion), içe dönmesi (entropion), kirpiklerin göze temas etmesi (trikiyazis), göz kapaklarında torbalanma, göz kapağı tümörleri gibi rahatsızlıklar oküloplastik cerrahi ile düzeltilebilir. Bu rahatsızlıklar, başta yaşa bağlı olmak üzere, travma, yanıklar, nedbe bırakıcı hastalıklar, kitleler gibi pek çok nedene bağlı olabilir. Söz konusu rahatsızlıklar yalnızca kozmetik sorun yaratmakla kalmaz, göz yüzeyinin yapısının bozulmasına da yol açarlar. Bu nedenle mutlaka düzeltilmeleri gerekmektedir. Tüm kapak cerrahileri kliniğimizde uygulanmaktadır.

Pitoz: Kapaklarda düşüklük. Doğuştan olabileceği gibi travma sonrası ve ileri yaşta da gelişebilir. Hafif olgularda sadece estetik kaygı ile düzeltilmesi yapılırken ileri olgularda görme fonksiyonunu etkilediği için düzeltilmesi gerekmektedir.

Ektropion: Göz kapağının dışa dönmesi ve konjonktivanın açıkta kalması olarak tanımlanabilir. Ektropion sıklıkla yaşlılığa bağlı olarak ortaya çıkar. Bunun yanında göz kapaklarında meydana gelen yaralanmalara, göz kapaklarını kontrol eden kasların felcine, göz kapağındaki bazı tümöral oluşumlara da bağlı olarak oluşabilir. Ektropion vakalarında göz dış etkenlere daha duyarlıdır. Bu nedenle göz yaşarması, ağrı, kızarıklık gibi durumlar görülebilir. Kapak normal pozisyonuna cerrahi yöntemlerle getirilir.

Entropion: Göz kapağının içe dönmesidir. Kirpiklerin göze teması, gözde sulanma, batma, yanma, ağrıya neden olur. Tedavisi cerrahidir.

Şalazyon: Göz kapağındaki yağ bezlerinin kronik infeksiyonudur. Göze yapılacak sıcak kompresler hastalığın iyileşmesini hızlandırır. Tıbbi tedavi de uygulanabilir. Tüm müdahalelere rağmen geçmiyorsa basit bir cerrahi uygulama ile şalazyon alınır.

Göz kapağı tümörleri:

Öykü ve klinik muayene tümörün tipi hakkında fikir verebilir. Tümörde ağrısız büyüme görülmesi, üzerinde kabuklanma olması, renk değişiklikleri ve kanamaların olması, kapak konturunun bozulması, kirpik kaybı görülebilir. Göz bölgesinde iyi huylu kitlelere çok sık rastlanır.Tümör çıkarılırken göz kapağının da bir bölümünün ya da tamamının çıkarılması gerekebileceğinden sorun tümör tedavisinden çok göz fonksiyonlarının bozulmaması için göz kapağının yeniden oluşturulmasıdır. Bu amaçla çevre dokular ya da sağlam göz kapağından parça kullanılabilir. Genellikle lokal anestezi altında yapılır ve gözün bir süre kapalı kalmasını gerektirir.


Bölümümüzde Kullanılan Tanı Yöntemleri 
 

Otorefrakto-keratometre- Gözün kırıcılık değerlerini bilgisayar ile saptar.

Pediatrik Otorefraktometre- Çocuk hastaları huzursuz etmeden kırma kusurlarının tespitini sağlar.

Goldmann Tonometre- Mercek kullanarak aplanasyon prensibine dayanarak göziçi basıncını ölçer.
Hava üflemeli tonometre- Kullanımı hasta yönünden daha konforlu olan cihaz ile temas etmeden göz tansiyonu ölçümü yapılır.
Fakometre: Gözlük camlarının dioptrik değerlerinin ve odak noktalarının tespitinde kullanılır.

 Foropter: Kırma kusurlarının objektif ve subjektif muayenesinde gözlük vermek ve
görme keskinliğinin değerlendirilmesinde kullanılır

Pakimetre- Korneanın kalınlığını değerlendirir. Çeşitli hastalıklarda faydalı olması yanı sıra glokom hastalarında göziçi basıncının değerlendirilmesinde mutlaka kullanılması gereken bir yöntemdir.

 Bilgisayarlı görme alanı
Glokom hastalarında, görme sinirinin iltihap ve ödemi gibi hastalıklarda, çeşitli beyin tümör ve rahatsızlıklarında kıymetli olan bir testtir.

 

Optik Koherens Tomografi- Optovue marka ön ve arka segment incelemesi mümkündür.

 

 

Kornea topografi cihazı- Orbscan II ile gözün önündeki saydam tabakanın (korneanın) haritası çıkarılır.

 

 

Biyometri cihazı- Katarakt ameliyatları sırasında yerleştirilecek göz içi mercek gücünün hesaplanmasını sağlayan bir cihazdır.

 

Ultrasonografi- Göz ortamının bulanık olduğu durumlarda, A ve B-modu kullanılarak çekilebilen ultrasonografi ile göz içi kitleleri, 
kanamaları, retina yırtıkları, göz içi yabancı cisim varlığı değerlendirilebilmektedir.

 

 

Fundus Floresin Anjiografi- Retina ve maküla hastalıklarının değerlendirilmesinde faydalı olan bir tetkiktir.
El üzerindeki damarlardan birinden verilen floresein isimli bir madde ile retina damarları boyanır.
Damarların geçirgenliğinde bozulma, tıkanıklık, sinir tabakası beslenme bozuklukları ve sarı nokta hastalığı gibi 
görme merkezini etkileyen hastalıklarda kıymetlidir.

İndosiyanin Yeşili Anjiografi- Retina ve koroid damarlarını boyayarak özellikle inflamatuar göz hastalıklarında yardımcı bir yöntemdir.

Hess perdesi- Göz kaymalarında, göz kaslarının felçlerinde ve göz hareket bozukluklarının 
değerlendirmesinde kullanılır.
Nd-YAG lazer- İkinci katarakt ve açı kapanması glokomu gibi hastalıklarda kullanılmaktadır.
Argon lazer- Diabete bağlı ve çeşitli damar tıkanıklıklarında retinada oluşan
bozukluklarda kullanılabilen bir lazer cihazıdır.


Tedavi yöntemleri 
 

*KORNEA
*GLOKOM
*KATARAKT
*RETİNA DAMAR HASTALIKLARI
*SARI NOKTA HASTALIĞI
*PREMATÜRE RETİNOPATİSİ (ROP)
*ŞAŞILIK

KORNEA
Kornea hastalıkları ve kuru göz tedavisi genellikle damla ve merhem gibi lokal kullanılan ilaçlarla yapılmaktadır. Bazı olgularda lazer tedavisi gerekebilir. Çeşitli lazer tedavileri kliniğimizde yapılabilmektedir. Ancak gözlük derecesini sıfırlamaya yönelik lazer cerrahisi kliniğimizde yapılmamaktadır.Keratokonus hastalarına yönelik kontakt lens ile tedavi ve çapraz bağlama (cross-linking) tedavileri uygulanmaktadır. 

GLOKOM 
Tedavide en önemi amaç hastalığın ilerlemesini durdurmaktır. Göz içi basıncının belirli bir düzeyde tutulması hedeflenmelidir. Bunun için çeşitli göz damlaları tek başlarına veya birkaç tane birlikte kullanılır. İlaç tedavisi altında iken hastaların belli aralıklarla kontrol edilmeleri ile ilaç tedavisinin yeterliliği araştırılır.

Bazı olgularda tedavide ilk adım olarak bazen de ilaç tedavisi yeterli olmadığında lazer tedavisi de uygulanabilmektedir.
İlaç tedavisinin göz içi basıncını kontrol altına almada yeterli olmadığı durumlarda cerrahi tedavi gündeme gelmektedir. Cerrahide sürekli üretilen ve glokomda normal yollardan boşaltımı yetersiz olan, göz içi sıvısının gözün en dışındaki zarsı tabaka (konjonktiva) altına verilerek buradaki damar ağı ile uzaklaştırılmasının sağlanması amaçlanır. Bunu sağlayan klasik ameliyat (trabekülektomi) veya giderek güncel hale gelen bir tüp yerleştirilmesi (seton) ameliyatları da hastanemizde uygulanmaktadır.

KATARAKT 
Fako yönteminde çok küçük (2,2- 2,8 mm genişlikte) bir kesi yapılmakta; lens, kendi kapsülünün içinde, ultrason enerjisi ile parçalanmakta ve emilmektedir (emülsifiye etmek). Sonuçta oluşan potansiyel boşluğa kalıcı bir yapay göz içi lensi (mercek) yerleştirilmektedir. Yapılan kesi, genellikle, ameliyatın sonunda dikiş konulmasına gerek olmaksızın kendiliğinden kapanmaktadır. Bu ameliyat için, pek çok göz ameliyatında olduğu gibi, gerekmedikçe hasta narkoz almamakta, yalnızca göz damla ve/veya etrafına yapılan bir iğne ile uyuşturulmaktadır.

Hastanemizde gerçekleştirilen katarakt ameliyatında, etkinliği klinik çalışmalarla kanıtlanmış ve ilgili kuruluşlarca (T. C. Sağlık Bakanlığı, ABD Gıda ve İlaç Dairesi gibi) kabul görmüş göz içi lensleri kullanılmaktadır. 

RETİNA DAMAR HASTALIKLARI 
Lazer tedavisi: Diabetik veya hipertansif retinopati gibi hastalıklarda veya retina damar hastalıklarında durumun ilerlemesini önlemek için lazer tedavisi yapılmaktadır. Lazer tedavisinin amacı yeni kanama olmasını önlemektir. Lazer tedavisi genellikle birkaç seans halinde yapılmaktadır. Lazer hastalığın ilerlemesini durdurmak içindir. Tek başına yeterli değildir.

Anti-VEGF Tedavi- Yeni damar oluşumunu azaltan ilaç tedavisi: Lazere alternatif olarak değil ama lazere destek olarak bazı ilaçlar doğrudan göz küresi içine uygulanmaktadır. Yeni damar oluşumunu önleyen veya görme merkezinde şişliği azaltan bu ilaçları genellikle ameliyathane koşullarında uygulamaktayız. Ancak bu ilaçlar da mutlak etkinlik gösterememekte ve tekrarlayan enjeksiyonlar gerekebilmektedir.

SARI NOKTA HASTALIĞI 
Sarı nokta hastalığı tedavisinde görmenin korunması hedeflenmektedir. Bu amaçla bütün dünyada ve hastanemizde uygulanan en yeni yöntem göz içine “anti-VEGF” adı verilen, yeni damar oluşumunu önleyen ilaçların verilmesidir. Bu tedavi belirli aralıklarla düzenli olarak uygulanır ve hastalar muayene, optik koherens tomografi ve anjiyografi ile takip edilir.  

PREMATÜRE RETİNOPATİSİ (ROP) 
Hafif ROP olguları kendiliğinden düzelebilirken, ağır olgulara lazer fotokoagulayon gerekmektedir. Lazer tedavisi genel anestezi altında uygulanır ve retinanın damarlanmamış bölümlerine uygulanır. Etkili şekilde lazer uygulanmış olgularda genellikle ROP tamamen gerilemektedir. Bununla beraber, bu bebeklerde ileri dönemlerde yüksek miyopi, şaşılık gibi göz sorunları yaşanabilmektedir; bu nedenle, bu bebeklerin uzun süre dikkatle takip edilmeleri gerekmektedir.
 

ŞAŞILIK 
Şaşılık tedavisi tipine göre değişmektedir. Bazı çocuklarda gözlük tedavisi tek başına yeterli olmaktadır. Gözlüğün yeterli olmadığı durumlarda şaşılık cerrahisi uygulanabilmektedir. Burada göz kaslarını güçlendirici veya zayıflatıcı işlemler yapılmaktadır.Göz kaslarının felçlerinde çift görme gelişebilmektedir. Burada çift görme şikayetini rahatlatmak amacıyla göz kaslarına botulinum toksin (Botoks) enjeksiyonu yapılmaktadır.

 

 

Göz tembelliği olan olgularda çocuklarda gözü güçlendirmek amacıyla CAM tedavisi uygulanmaktadır. Daha büyük olgularda yeni geliştirilen Nörovizyon yöntemi ile çalıştırma yapılmaktadır.


Sıkça sorulan sorular 
 

1-Sıklıkla sorulan bir yanlış anlama – lazerle katarakt tedavisi var mıdır?
2-Bana katarakt tanısı kondu, ne zaman ameliyat olmalıyım?
3-Katarakt ameliyatından sonra ne kadar zamanda iyileşirim, hastanede yatar mıyım?
4-Ameliyattan sonra gözlük kullanacak mıyım? 
5-Glokom hastasıyım, nelere dikkat etmeliyim?
6-Göz anjiyografisi nasıl yapılmaktadır, herhangi bir yan etkisi var mıdır? 
7-Gözümde kanama tespit edildi, tedavisi var mıdır? 
8-Lazer tedavisi körlüğe mi yol açmaktadır? 
9-Lazer tedavisi dışında bir seçenek var mıdır? 
10-Gözlerimde sulanma var. Nedeni ne olabilir? 
11-Tavuk karası hastalığım var, tedavisi bulundu mu? 



1-Sıklıkla sorulan bir yanlış anlama – lazerle katarakt tedavisi var mıdır?


Yukarıda da belirttiğimiz gibi kataraktın ameliyat dışında bir tedavisi yoktur ve cerrahide ultrason enerjisi kullanılmaktadır. Ameliyatta ileri teknoloji kullanılması, küçük kesiden ameliyatın gerçekleştirilebilmesi ve dikiş gerekmeyebilmesi bu yanlış çağrışıma neden olmuştur.

2-Bana katarakt tanısı kondu, ne zaman ameliyat olmalıyım?

Görme keskinliğinde azalma, puslu görme, cisimleri etrafında ışık haleleri görme, parlak ışıktan rahatsız olma ve kamaşma şikayetlerinin en az bir tanesi mevcut olduğunda ve bu durum bireyin günlük yaşamını etkiler şekilde rahatsızlık vermeye başladığında ameliyat endikasyonu vardır. Günümüzde kataraktın iyice olgunlaşarak, görmenin tamamen azalmasının beklenmesi yaklaşımı terk edilmiştir. Çünkü, bu durum, fako cerrahisini zorlaştırmakta ve komplikasyon oranlarında artışa neden olabilmektedir.