Nöroloji AB polikliniğinde, baş ağrısı epilepsiler, baş dönmesi, felçler, parkinson hastalığı, multiple Skleroz(MS) başta olmak üzere ayda 1500 civarında hasta bakılmaktadır.

Nörolojik Yoğun Bakım Ünitesinde tüm hasta parametreleri devamlı olarak monitörize edilebilmekte, solunum ve dolaşımla ilgili her türlü destek son teknoloji ürünü cihazlar aracılığı ile uzman tıbbi personel tarafından yürütülmektedir.Tam donanımlı Nörolojik yoğun bakım servisi ve elektif olguların yatırıldığı serviste ise hastalar tanı ve tedavi amaçlı olarak izlenmektedir.

Nörolojik yoğun bakım ve inme ünitemizde, bölgemizde bir ilk olan, acil servise ilk 4.5 saat içinde gelmiş olan felç geçirmiş inme hastalarımıza trombolitik (pıhtı parçalama) tedavi uygulanmaya başlanmış ve hastalarımız 24 saat doktor takibinde izlenmektedir.

Nöroloji poliklinik bünyesinde haftada bir gün başağrısı ve multiple skleroz polikliniği yapılmaktadır. 
EEG laboratuarında ise normal ve uyku kayıtları yapılmakta olup ayda ortalama 250 civarında hasta kaydı gerçekleştirilmektedir. Uzun süreli video EEG monitorizasyon ünitemiz hizmete girmiştir.Bu sayede epilepsi (sara hastalığı) ve diğer bayılma nedenleri ayrıntılı ve bilimsel olarak irdelenebilecektir. 
EMG, VEP, SEP ve BAEP gibi çalışmalar tam donanımlı elektrofizyoloji laboratuvarında yapılmaktadır. 
Her türlü tanı ve tedavi işlemi, son teknolojiye sahip cihazların desteğinde yapılmaktadır.



Hastalıklar 

Baş-yüz ağrısı sendromları ve migren 

Baş dönmesi ve denge bozukluğu sendromları 

Bilinç kaybı (bayılma) atakları ve epilepsi 

Beyin damar hastalıkları, felçler 

Alzheimer hastalığı ve diğer demans (bunama) sendromları 

Parkinson hastalığı ve diğer hareket bozuklukları 

Kronik Ağrı sendromları 

Multipl Skleroz ve diğer demiyelinizan hastalıklar 

Motor nöron hastalığı ve diğer dejeneratif hastalıklar 

Kas hastalıkları 

Periferik (Etraf-Omurilik Sonrası) sinir sistemi hastalıkları, nöropatiler 

Serebral Palsi 

Dahili hastalıklara ikincil sinir sistemi tutulumları 

BEYİN DAMAR HASTALIKLARI: FELÇLER

Beyin damarlarının tıkanmasına veya beyin kanamasına bağlı olarak ortaya çıkan ve sakatlığa yol açan hastalıklar arasında birinci sırayı alan inme, dünyada kalp krizi ve kanserin ardından üçüncü sıradaki ölüm nedenini olusturur. Belirtileri aniden ortaya çıkabilen bu hastalikta, kalıcı hasarların önlenebilmesi için ilk saatler içinde tanı koyularak tedaviye baslanmasi büyük önem taşır.

 

Nöroloji Girişimsel

Hipertansiyon, diyabet, kalp hastalıkları, sigara içimi ve yüksek kolesterol inmeye neden olan risk faktörleri arasında yer alıyor.
Yaşın ilerlemesiyle birlikte hem kadınlarda hem de erkeklerde inme riski artmaktadır,  genetik faktörler de etkili olmaktadır, bunlar genç inme ve nedeni bilinmeyen inmeler olarak üzerinde durulmalıdır.

Değiştirilebilen kesinleşmiş risk faktörleri;

  • Sigara kullanımı,
  • Hipertansiyon,
  • Diyabet,
  • Asemptomatik karotis darlığı,
  • Orak hücreli anemi ile
  • Hiperlipidemi  (Kolesterol ve trigliseridler gibi kandaki yağların normalden daha yüksek düzeylerde bulunması).

İnmede, özellikle vücudun bir bölümünde ortaya çıkan belirtiler:

Yüz, kol veya bacakta uyuşma,  güçsüzlük veya konuşma bozukluğu en önemli belirtilerdir. Bir ya da iki gözde ani görme kaybı veya görme azlığı , baş dönmesi ve dengesizlik, çift görme, aniden başlayan ve nedeni bilinmeyen şiddetli baş ağrısı ile bilinç bulanıklığı veya bilinç kaybı da belirtiler arasında sayılır. Bu belirtilerin inmeyle ilişkisini belirleyen en önemli özellik çoğunlukla aniden ortaya çıkmasıdır.

İnme tedavisindeki amac ölüm ve sakatlık riskini azaltmaktır.

İnme tek bir hastalık değildir. Beyin damar tıkanıklığı veya beyin kanamasına bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu nedenle öncelikle hastanın sorununun damar tıkanıklığına mı, yoksa beyin kanamasına mı bağlı olduğunu anlayabilmek için bir takım tetkikler yapılır

Merkezimiz bünyesinde hem Nörolojik Yoğun Bakım (NYB) hemde İnme Yoğun Bakım üniteleri bulunmakta,  bu konuda deneyimli, özel olarak yetiştirilmiş uzman doktor ve hemşireler görev yapmaktadır.

BAŞ DÖNMESİ
MULTİPL SKLEROZ
PARKİNSON HASTALIĞI
BAŞ-YÜZ AĞRISI SENDROMLARI VE MİGREN
EPİLEPSİ VE VİDEO- EEG MONİTORİZASYONU
DEMANS:

BAŞ DÖNMESİ  

Baş dönmesi, baş ağrısından sonra en sık karşılaşılan, polikli­nik ya da acil servislere başvuru nedenlerinin başında gelen bir semptomdur. Baş dönmesi bir hastalık değil tıpkı ağrı gibi bir hastalığın belirtisidir (semptomudur). Örneğin ABD’de yılda 7.5 milyon hasta baş dönmesi nedeni ile hekimlere başvurmaktadır. Böylesi yaygın olan bu semptom, çoğunlukla selim ve geçici olmakla birlikte, nadiren ciddi bir nörolojik hastalığın işareti olabilir. Ancak hastalar çoğu zaman panik içinde acil servislere başvururlar. Baş dönmesi yakınması, nöroloji, KBB, dahiliye, kardiyoloji, psikiyatri, göz uz­manları ya da acil serviste çalışan uzman ya da pratisyen hekimleri ilgilendiren bir klinik tablodur.  

Baş dönmesi genel bir tanımlama olup, “uzayda oryantasyon bozuklu­ğu duygusu” olarak tanımlanabilir. Hastalar tarafından baş dönmesi olarak tanımlanan semptom; vertigo, ataksi, presenkop, dizziness, panik atak gibi birbirinden farklı süreçler sonucu ortaya çıkabilir. Vertigo; gerçekbir çeşit baş dönmesi olup, rotasyonel ya da nadiren doğrusal hareket illüzyonu ola­rak tanımlanabilir. Vertigo, bir vestibüler sistem hastalığını ifade eder. Periferik ya da santral vestibüler sisteme ait bir hastalık sonucu ortaya çıkan asimetrik vestibüler tonik aktivite sonucudur. Vestibüler sistem periferik ve santral olmak üzere iki bölümden oluşur. Periferik vestibüler sistem, iç kulakta bulunan üç adet semisirküler ka­nal, sakkulus ve utrikulustan oluşan otolit organ ve vestibüler sinirden oluşur (Resim). Santral vestibüler sistem ise, ponsta yer alan dört adet vestibüler nükleuslar (medial, lateral, superior, inferior) ile bu nükleusların, serebellum, omurilik, beyin sapı ve talamo-kortikal bağlantılarından oluşur. Semisirküler kanallar iç kulakta yer alan, her üç düzlemde birbirine dik olarak yerleşmiş, içinde endolenfin yer aldığı, rotasyo­nel ivme algılayıcılarıdır. Sakkulus ve utrikulus ise doğrusal ivmeleri algılarlar. Vestibüler sistemin temel işlevi; 1) istirahatte ya da ivme sırasında uzaysal oryantasyonun sağlanması, 2) baş ve boyun hareketleri ile optik fiksasyonun korunarak net görmenin sürdürülmesi (vestibülo-oküler refleks), 3) denge ve postüral reflekslerin oluşumu ve sürdürülmesidir. Her iki vestibüler sistemden gelen tonik aktivite denge içindedir ve bu dengenin çeşitli nedenlerle bozulma­sı durumunda, gerçek vertigo ortaya çıkar. Vertigo olgularında baş dönmesi ya­nında, bulantı, kusma, dengesizlik, baş hareketleri ile semptomlarda kötüleş­me ve osilopsi (dış dünyanın sallanma hissi) de olabilir. Ataksi, dengesizlik olup bu olgularda hareket illüzyonu yoktur. Presenkop ya da near senkop; daha çok bayılma hissi olup, terleme, taşikardi, solukluk gibi bulguların da eşlik ettiği, perfüzyon bozukluğu so­nucu ortaya çıkar. Daha çok kardiyovasküler ya da metabolik sistemik hastalıklarda görülür. Dizziness ise daha çok iyi tanımlanamayan baş dönmesi olup, gerçek bir rotasyon yoktur ve bulantı, kusma eşlik etmez ve çoğu zaman psikojenik ya da sistemik hastalıklarla birlikte görülür.

 

 

Resim : İç kulakta yer alan üç semisirküler kanal, otolit organlar ve vestibüler sinir

Baş dönmesi; %75-80 iç kulak hastalıklarından (periferik vestibüler hastalıklar), % 20-25 de beyin ve beyincik gibi santral sinir sistemi hastalıkları sebebiyle ortaya çıkabilir. En sık görülen baş dönmesi nedenleri aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

 

TANI

SIKLIK (%)

1. Benign paroksismal pozisyonel vertigo

25-35

2. Fobik postural vertigo

12-15

3. Vestibüler nöronit

10-12

4. Meniere hastalığı

9-10

5. Migren

6-8

6. Diğer periferik nedenler

15-20

7. Santral vertigo

10-15

   

Tabloda gösterilen hastalıkların tanı ve tedavisi, hastaların öncelikle nöroloji ve/veya KBB uzmanları tarafından değerlendirilmesi ve gerekli testlerin yapılması ile gerçekleşir.


MULTİPL SKLEROZ

Multiple skleroz (MS), beyin ve omuriliği tutan, bağışıklık sisteminin nedeni tam olarak bilinmeyen bir hastalığıdır. Genetik ve çevresel etkenlerin birleşimiyle ortaya çıktığına inanılmaktadır. Çeşitli tipleri olmakla birlikte, santral sinir sisteminin inflamasyonu ve sinir liflerini saran miyelin kılıfının harabiyeti (demiyelinizasyon) ile seyreden bir hastalıktır. Bu hastalık, bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması sonucu, vücudun kendi kendine zarar vermesi olarak açıklanabilir. Bağışıklık sistemi, sinir liflerinin çevresinde bulunan miyelin kılıfını vücuda yabancı bir doku gibi algılayıp yok etmeye çalışır. Miyelin kılıfının yıkılması sonucunda, “plak” adı verilen patolojik anormal yapılar gelişir (Resim). Bu durumda geçici ya da kalıcı çeşitli sinir sistemi belirtileri ortaya çıkar. Bu belirtiler “atak” olarak adlandırılır. Hastalık çoğunlukla alevlenmeler (atak) ve iyileşmeler (remisyon) ile seyreder. Ancak bazı olgularda sürekli ilerleme (progresyon) de görülebilir.

 

Resim: Normal ve hasarlanmış miyelin (plak) görülmektedir.

Hastalık en sık 20-40 yaşları arasında görülür. Kadınlarda görülme sıklığı erkeklere göre iki kat fazladır. Hastalığın coğrafyası da, ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe genişler. Daha çok Kuzey Avrupa'da yaygındır.
Her MS hastasının seyri, zaman ve belirti olarak farklılık göstermekle birlikte hastalığın bilinen beş formu vardır:

1. Selim ya da bening MS: Atakların hafif ve iyileşmelerin tam ya da tama yakın olduğu MS tipidir. Her ataktan sonra ya hiç sekel kalmaz, ya da kalan sekeller çok hafiftir.
2. Yineleyen-düzelen (relapsing-remitting) MS: Ataklar ve iyileşmelerle seyreder. Tekrarlayan ataklar sonrasında bazı sekeller kalabilir. En sık görülen formdur.
3. İkincil ilerleyen (sekonder progresif) MS: Başlangıcı relapsing-remitting MS olup, tekrarlayan ataklar sonrası düzelme zorlaşır, kalıcı ağır nörolojik bulgular olabilir.
4. İlerleyen-yineleyen (progresif relapsing) MS : Başlangıçta belirgin bir atak olup ataklar arasında tam düzelme olmaz. Ataklarla birlikte ilerleme devam eder.
5. Birincil ilerleyen (primer progresif) MS: Ataklar olmaksızın, nörolojik bulgularda giderek artan bir ilerleme söz konusudur. Daha ağır bir seyir gösterir.

Multipl sklerozda belirti ve bulgular, demiyelinizan plakların yerleştiği yere göre gelişir. En sık görme (optik) sistemi, beyincik (serebellum), omurilik, motor (piramidal) sistem ve beyinsapı tutulur ve bu alanlara ait bulgular ortaya çıkar.

1.Görme sisteminin tutulması ile optik nevrit gelişir ve bulanık görme ve gözde ağrı olur
2.Beyin sapının etkilenmesi ile çift görme, nistagmus (gözlerin istemsiz hareketi), yüz felci, yüzde uyuşma ve ağrı vs olur
3.Beyinciğin etkilenmesi ile dizartri (konuşma bozukluğu), dengesizlik, koordinasyon bozukluğu ve titreme olur.
4.Duyu sisteminin etkilenmesi ile bir yanda ya da bir ekstremitede duyu bozukluğu,
5.Yorgunluk,
6. Motor sistemin tutuluşu ile hemiparezi (vücudun bir yanını tutan felç) veya monoparezi (tek ekstremite felci) gelişir,
7.Omurilik tutuluşu ile sık idrara çıkma veya idrar kaçırma (inkontinans), bacaklarda güçsüzlük, yürüme zorluğu, uyuşma ve dengesizlik olur.
8.Erkeklerde iktidarsızlık olabilir

Bu belirti ve bulgular, bir günden daha uzun süre devam ediyorsa atak kabul edilir. Atakta ortaya çıkan bulgular tamamen düzelebileceği gibi, hastalığın düzeyine göre birkaç hafta ile aylar, hatta yıllar boyunca devam edebilir ve her atakta farklılık gösterebilir. Ya da kalıcı olabilir. MS'in en önemli özelliği, tutuluşun birden çok (multipl) sistemi ilgilendirmesinden dolayı, ataklarda genellikle birkaç belirti ve bulgu bir arada bulunabilir.

Hastalığın tanısı öncelikle klinik bulgular ve beyin ve omuriliğin MRG incelemesi yanında beyin-omurilik sıvısı (BOS) ve bazı elektrofizyolojik testler (VEP, SEP vs) ile olur. Ayrıca benzer belirti ve bulguya neden olan diğer hastalıkların dışlanması da esastır.

MS tedavisi; 1) Atak tedavisi, 2) İmmünmodülatör tedavi, 3) Semptomatik tedavi olmak üzere üç başlıkta toplanabilir. Atakta yaklaşık bir hafta boyunca damar yoluyla kortikosteroidler verilir. İmmünmodülatör olarak günümüzde hastalara beta-interferonlar ve copaxon tedavisi verilmektedir. Ayrıca bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlardan azathiopirin, siklofosfamid ve mitoksantron da kullanılır. Ancak bu tür ilaçların önemli yan etkilerinin bulunması, kullanımı kısıtlamaktadır. İmmün tedavi ile atak sıklığı, şiddeti ve MRG bulguları bir ölçüde azaltılabilir. Semptomatik tedavide ağrı, spastisite, idrar problemleri, yorgunluk için çeşitli ilaçlar ve fizik tedavi yöntemlerinden yararlanılır.  

PARKİNSON HASTALIĞI

Parkinson hastalığı tüm etnik gruplarda görülen, erkeklerde kadınlara oranla biraz daha fazla görülen bir hastalıktır. Görülme sıklığı 65-90 yaşları arasında artmaktadır. Tüm popülasyonun % 0.3’ünü (binde 3) etkilemekle beraber, bu oran 65 yaşın üzerinde % 3’e (yüzde 3) yükselmektedir. Hastaların % 5-10’unda belirtiler 40 yaşın altında ortaya çıkmaktadır.Hastalığın temel belirtileri titreme, kas sertliği ve hareketlerde yavaşlamadır. İlk ortaya çıkan belirti genellikle tek bir parmak ya da elde titremedir. Bazen el yazısında harflerde küçülme, bazen de donuk yüz ifadesi ilk belirti olabilmektedir. Titreme, zamanla aynı taraf bacağa ve karşı ele de geçebilir. Sıklıkla hastalıktan vücudun bir yarısı baskın olarak etkilenir. Titreme dinlenirken ortaya çıkar, uyurken kaybolur; sinirlilik, aşırı zihinsel aktivite ve yorgunluk titremeyi arttırır. Parkinson hastalığında baş ya da ses titremesi olmaz. Kas sertliği genellikle hastaların yakınmadıkları ama doktorun muayene sırasında belirlediği bir bulgudur. Sertlik boyun kaslarından başlar ve başın gövdenin önünde tutulmasına sebep olur. Dinlenme ve pasif hareketler sırasında gevşek olması beklenen eklemlerde direnç (rijidite) hissedilir. Rijiditeden en çok el, ayak bileği, dirsek veya diz gibi eklemler etkilenir. Kasların sertleştikleri için bükülü kolun açılmaya çalışılması sırasında dişli çark hareket ettiriliyormuş hissi alınır.Hareketler yavaşlamış, yani hareketlerin ardı sıra tekrarı ve eklemlerin hareket açıklığı azalmıştır. Güç kaybı olmamasına rağmen hasta tutukluk nedeniyle günlük işlerini yapmakta zorluk çekmeye başlar. Hareketlere başlamakta güçlük çekerler, küçük adımlarla yürür ve sağa sola dönmekte zorlanırlar. Yüz kaslarının da yavaş hareket etmesi nedeniyle mimikler azalır ve ifade donuklaşır (maske yüzü). İlerleyen hastalıkla beraber akinezi denilen tam bir hareketsizlik hali ortaya çıkabilir. Ayrıca her hastada ortaya çıkmayabilen diğer belirtiler olarak sınıflayabileceğimiz durumlar da vardır. Bunlar; 1) Duruş değişiklikleri; hastanın boynu öne eğilir, el, ayak bileği, dirsek veya diz gibi eklemleri bükülü bir duruma gelir. 2) Parkinson hastalığına özgü konuşma biçimi; konuşma monoton bir hal alır, bazen hızlı, bazen de yavaş ama her iki durumda da duygu içermez, hastanın söyledikleri anlaşılmaz olur. Hasta eğer konuşma ile ilgili bir iş yapmıyorsa bu durumu fark etmeyebilir. 3) Yürüme bozukluğu; küçük adımlarla, yavaş ve kollarını sallamadan yürür. Dönüşlerde baş ve gövde birlikte bir blok halinde döner. Yürürken kilitlenme (donma) ve bazen de öne doğru eğik postürde hızla yürüyüp duramamaya bağlı düşmeler ortaya çıkabilir. 5) Yutma zorluğu; yutak ve yemek borusu kasları da yavaşladığı için yutulan gıdalar boğazda dizilmiş gibi hissedilir, katı ve sıvıları yutmakta eşit dercede sorun yaşanır. 6) El yazısının bozulması; hastalrın el yazısı değişir, tipik olarak büyük başlayan harfler gittikçe küçülür ve yazının okunması güçleşir (Mikrografi).

Parkinson Hastalığı’nda Tedavi:

Hasta bir nörolog ve bazen de bir fizyoterapist tarafından düzenli olarak kontrol edilerek tedavi edilmelidir. Parkinson hastalığı tedavisinde kullanılmakta olan ilaçlar beyinde eksilmiş olan dopamini ya yerine koyar, ya da onun etkisini taklit eder. Kimisi de dopaminin kimyasal yolla parçalanmasını engelleyerek etkisini arttırır. İlaçların ömür boyu, düzenli olarak alınması gerekmektedir. Eğer ilaçlar hekimin tavsiyesi dışında kesilecek olursa, hastalık belirtileri er ya da geç tekrar başlayacağı gibi, ilaçların ani kesilmesi seyrek olarak hayatı tehdit eden durumlara yol açabilmektedir.

İlaçlar kadar fizik tedavi veya egzersizler de sıklıkla yararlı olmaktadır. Parkinson hastalığında özel bir diyet veya vitamin tedavisi önerilmez. Bir Parkinson hastasında tedavinin hedefi, öncelikle hastalığın seyri boyunca hastanın günlük yaşamında aktif, üretken ve bağımsız kalabilmesini sağlamaktır.

En iyi tedaviye rağmen hastalık yavaş yavaş ama sürekli ilerlediği için, tedaviyle önceden düzelmiş olan bazı belirtiler zamanla tekrar ortaya çıkabilmekte veya zaman içinde yeni belirtiler eklenebilmektedir. Parkinson hastalığında uygulanan çeşitli tedaviler ile aynı hastada her belirti eşit olarak düzelmeyebilir, kimisinde bazı belirtiler tamamen düzelirken bazıları daha az yarar görür, kimisi ise hiç düzelme göstermez.

İlaçların yan etkileri; Bazı hastalar Parkinson hastalığında kullanılan ilaçlara karşı diğerlerinden daha duyarlıdır ve yan etkiler bu kişileri diğerlerinden daha çok rahatsız eder. İstenmeyen yan etkiler özellikle ileri yaşta ve çok sayıda ilaç kullanan hastalarda ile genellikle yüksek dozlarda ortaya çıkar. Tek bir ilacın dozunu ayarlayarak yapılan tedavi çok sayıdaki ilaçtan daha kolaydır ve bu tedaviye hasta uyumu da kolay elde edilir. Ayrıca ikiden fazla ilaç tedavilerinde istenmeyen yan etkiler oluşursa, hangi ilacın sorumlu olduğu bilinmediği için hangisinin kesileceğini ya da azaltılacağını belirlemek zor olur. Tedavinin amacı istenilen etki ile istenmeyen yan etki arasındaki en iyi dozu bulmaktır. Genellikle zararsız olan yan etkiler ilacın günlük miktarının azaltılmasıyla düzelir. Bununla birlikte çoğu kez tedavinin ilk günlerinde beliren bazı yan etkiler doz değişikliği yapılmamasına karşın bir-iki haftada kaybolur. Eğer yan etkiler sürüyorsa ve ilacın dozu azaltılmak istenmiyorsa o zaman yan etkinin türüne göre düzeltici başka bir ilaç eklenebilir.Kullanılan ilaçlar;

1. Levodopa (Madopar, Sinemet) : Özellikle hareket yavaşlığı ve sertlik üzerine etkili olup titremeye etkisi her hastada farklılık gösterir. İçlerinde levodopanın periferik kanda parçalanmasını sağlayan dopa-dekarboksilaz enzimini engelleyerek, beyne daha fazla miktarda ilaç ulaşmasını sağlayan ek maddeler vardır (Madopar’da karbidopa, Sinemette benserazid). Yemeklerden yarım veya 1 saat önce aç karnına alınmalıdır. Eğer midede proteinli gıdalar (et, süt, sütlü gıdalar, yumurta vb.) varsa, ilaç mide-barsak pasajı sırasında ve kan-beyin engelini geçerken, proteinlerin parçalanmasıyla oluşan aminoasitlerle yarışmaya girer ve beyne geçen ilaç miktarı çok azalır, dolayısıyla tedavi edici etkisi zayıflar. İlacı yemekten sonra alan has­talarda doz miktarı değiştirilmeden aç karnına almaları sağlanınca ilacın etkinliğinin yaklaşık iki misli arttığı görülür. Parkinson hastalığı tedavisinde levodopa ve onunla birlikte alınan entakapon dışındaki diğer ilaçlar tok karnına verilir.

2. Entakapon ( Comtan, ayrıca levodopa ve karbidopa ile birleştirilerek elde edilen Stalevo’nun içinde bulunur) : Özellikle motor dalgalanmaların gelişmiş olduğu hastalarda “iyi” dönemlerin süresini anlamlı olarak uzattığı, “kötü" dönemleri ise kısalttığı gösterilmiştir. Entakapon, her bir levodopa dozu ile birlikte aç karnına verilir.

3. Dopamin agonistleri (Pergolid: Permax; lizürid: Dopergin; bromokriptin: Parlodel- Galaktomin-Gynodel-Apo-Bromocriptine; piribedil: Trivastal retard; Pramipeksol: Pexola; Ropinirol: Requip; Kabergolin: Cabaser; Apomorfin: Apogo) : Dopamin agonistleri beynin striyatum bölgesindeki “reseptör” adı verilen dopaminin bağlanma yerlerini doğrudan uyararak Parkinson hastalığında eksilmiş olan dopamine benzer etki gösterirler. Parkinson hastalığı belirtileri üzerine etkileri levodopadan sonra ikinci olarak en etkili olan ilaçlardır. Agonistler; hastalığın erken dönemlerinde tek başlarına verilince özellikle genç hastalarda levodopaya başlanılmasını yaklaşık 5 yıl geciktirmekte ve ileri dönem hastalıkta levodopa ile birlikte verildiğinde ise levodopanın yol açtığı motor komplikasyonları önemli ölçüde azaltmaktadırlar.

4. Antikolinerjikler (Akineton, Sormodren, Artane): Parkinson hastalığında asetilkolin ve dopamin dengesi, striyatumda üretilen dopaminin azalmış olmasından dolayı asetilkolin lehine bozulmuştur. Antikolinerjik ilaçlar, kolinerjik sistemin dopamin üzerine baskılayıcı etkisini ortadan kaldırmak/azaltmak amacıyla verilmekte ve daha çok istirahat tremoruna ve bazen da kas sertliğine etkili olmaktadır.

5. Amantadin ( PK-Merz): Erken evredeki hastalara her türlü belirti için verilebilir. Ayrıca ileri evredeki hastalarda levodopaya bağlı sallanma ve kıvrılma şeklindeki istemsiz hareketleri baskılamada oldukça yararlıdır.

6. MAO-B inhibitörleri (Selegilin: Moverdin; Rasagilin: Azilect) : Selegilin Parkinson hastalığında sinir hücrelerini koruyucu etkisi (nöroproteksiyon) olduğu ileri sürülen ilk ilaçtır. Ancak, bu konudaki kanıtlar yeterli değildir ve bilimsel araştırmalar halen sürmektedir. Azilect için de nöroproteksiyon etkisi olduğu ve erken evrelerde ve genç hastalarda başlandığı zaman hastalığın ilerleyişini yavaşlattığına dair çalışma raporları bulunmakta ve bu ilaçla ilgili olarak da çalışmalar sürmektedir.

Parkinson Hastalığı’nda Cerrahi Tedavi Yaklaşımları: Çok ağır olgularda ve ilaçlara bağlı olarak diskinezi/distoni gibi yan etkiler nedeniyle yaşamını sürdürmekte çok zorlanan hastalarda düşünülmelidir: 3 grup ameliyat yapılmaktadır ve bunlar ülkemizde de bazı merkezlerde uygulanmaktadır.

  • Hücre yakma (ablasyon) ameliyatları (Talamotomi, pallidotomi)
  • Pil (stimülasyon) ameliyatları
  • Hücre nakli (transplantasyon) ameliyatları

Pallidotomi: Beyinde talamus komşuluğundaki “globus pallidus” adı verilen çekirdeğin iç bölümüne stereotaksi yöntemiyle hasar oluşturarak yapılır. Bu girişim sonucunda, hastaların çoğunda karşı beden yarısında titreme, kas sertliği, hareket yavaşlığı ve en önemlisi levodopaya bağlı “iyi” ve “kötü” dönemlerin birbirini izlediği dalgalı seyir ve istemsiz hareketler büyük ölçüde düzelmektedir. Bazı hastalarda hareket yavaşlığının her iki beden yarısında düzeldiği de gözlenmektedir. Bu cerrahi uygulama bir kısım hastada yürüme ve konuşma bozukluklarına da olumlu etki göstermektedir.

II. Pil ameliyatları

Talamik ve pallidal stimülasyon; Son yıllarda geliştirilmiş olan ve yurdumuzda da uygulanan bu pahalı yöntem, ellerdeki titremeyi durdurma amacıyla uygulanır. Talamotomide ve palidotomide olduğu gibi ilgili beyin bölgelerine stereotaksi yöntemi ile girilerek küçük bir elektrod yerleştirilir. Aynı gün veya 1 hafta sonra hastaya genel anestezi verilerek, beyindeki elektrodun kablo uzantısı köprücük kemiğinin biraz aşağısında cilt altına yerleştirilen “uyarıcı alete” (stimülatör) bağlanır. Sürekli olarak yüksek frekanslı uyarı verilir. Ameliyatı yapan beyin cerrahı bir kaç hafta içinde, beynin hedef hücrelerine yüksek frekanslı akım verecek şekilde stimülatörün frekansını ayarlar. Piller yaklaşık 5 yıl süreyle kullanılır.

Talamik ve pallidal stimülasyonda endikasyonlar ablasyon tekniğindeki ile aynıdır. Stimülasyon ameliyatlarının ablasyon girişimlerine göre avantajları, hedef yapılarda lezyon oluşturmadığı için reversibl olması (istenildiği zaman elektrodun çıkarılabilmesi) ve risk oluşturmadan bilateral uygulanılabilmesidir. Çok nadir olarak geçici dizartri, paresteziler, infeksiyon veya minör hemorajiler gibi yan etkiler görülebilmektedir.

Subtalamik nükleus stimülasyonu: Son yıllarda geliştirilen ve deneyimler arttıkça en başarılı bölge olduğu anlaşılan subtalamik nükleus uygulamalarında hareket yavaşlığı, levodopanın kullanımına bağlı motor komplikasyonlar kadar titreme de düzelmektedir. Bu gözlemlere dayanarak, yalnızca titremenin düzelmesini sağlayan talamik girişimler giderek terkedilmektedir.

III. Hücre nakli (transplantasyon) ameliyatları

Son yıllarda Parkinson hastalığının cerrahi tedavisinde yeni bir yaklaşım, dopamin sentez edebilen hücrelerin striyatuma naklidir. Dopamin hücreleri böbreküstü bezlerinde ve insan cenininin beyninde de bulunmaktadır. Bu hücreler striyatumuna nakledilmiş ve böbreküstü bezi hücreleri çok kısa bir süre burada canlı kalabilmiş, insan cenini hücreleri göreceli olarak daha uzun süre canlı kalmışlardır. Fakat aynı anda 8 haftadan küçük 4 ceninin gerekli olması, doku reddi gelişme olasılığına karşı sürekli bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanma zorunluluğu ve çözümlenememiş etik sorunlar nedeniyle yaygınlaşmamış bir cerrahi yöntemdir. Başka nedenlerden vefat etmiş bir hastanın yapılan otopsisinde ekilmiş olan hücrelerin iki yıl sonra hala yaşadıkları gösterilmiştir. Bu ameliyatlarda cenin dokusunun, sinir hücrelerinin yaşamlarını sürdürmesi ve hücreler arası yeni bağlantılar oluşturmaları için gerekli olan “trofik faktörleri” serbestleştirdiği sanılmaktadır.

Gelecekteki tedaviler; Gelecekte Parkinson hastalığı tedaisinde umut vaat eden, ancak henüz deneysel düzeyde olan ve üzerlerinde çalışılmakta olan gen tedavileri vardır.

BAŞ-YÜZ AĞRISI SENDROMLARI VE MİGREN

Migren ve gerilim tipi en sık görülen başağrısıdır. Yaşam boyunca en azından bir kez baş ağrısı ile karşılaşma sıklığı kadınlar için %95, erkekler için %90’dır. Toplumda bu kadar sık görülmesine rağmen ağrı kesici ilaçlara ulaşımın kolaylığı ve yanlış tanılar nedeniyle tedavisindeki güçlükler devam etmektedir.

Migren özellikle 20-30’lu yaşlarda görülmekle beraber 45 yaşına kadar ataklar ortaya çıkabilir. Yaş ilerledikçe sıklığı azalır. Kadınlarda erkeklere göre 2-3 kat fazla rastlanır. Migren ağrıları zonklayıcı (nabız gibi atan ağrı) karakterde olup, bulantı, kusma, ışığa ve sese duyarlılık beraberinde görülebilir. Ağrı genellikle tek taraflıdır, hareketle artar ve ağrı kesici alınmazsa 4-72 saat sürer. Auralı migren olarak adlandırılan migren grubunda ise 4-60 dakika süren ve düzelen yanıp sönen ışıklar, noktalar veya çizgiler, görme bozuklukları, kol-bacak veya yüzde uyuşukluk, iğnelenme, konuşma bozukluğu ardından başağrısı ortaya çıkar.

ID-migren duyarlılık testine göre 1)bulantı 2)fotofobi 3)başağrısı ile ilişkili fonksiyonel kayıp olması maddelerden üç özellikten ikisi varsa migren lehine değerlendirilir.

Migren tedavisinde öncelikle tetikleyici faktörlerden uzak durma, davranış ve yaşam tarzı değişiklikleri (öğün atlamama, uyku saatlerinin düzenli olması, stres yönetiminin geliştirilmesi, düzenli egzersiz, yoğun alkol alımından uzak durma v.b) yanında medikal tedavi uygulanabilmektedir. Tedavi atak veya koruyucu tedavi şeklindedir. Ayda 2-3 ataktan fazla ise koruyucu tedavi olarak adlandırılan günlük ilaç tedavileri vardır.

Gerilim Tipi Başağrısı

En sık rastlanan baş ağrılarındandır. Birçok hasta tarafından çok önemsenmemekle beraber işgücü kaybına neden olabilir. Migrenle de beraberlik gösterebilmektedir. Bu başağrısı genellikle migrene göre daha az şiddette, başın iki tarafını tutan, sıkıştırıcı-basıcı karakterde, hareketle artmayan başağrılarıdır. Genellikle alın ve şakak iki yanında ya da ensede lokalizedir. Kadınlarda daha sık rastlanır. Başlangıç yaşı genellikle 20-30 yaşlarındadır. Yaş ilerledikçe sıklığı azalır. Çevresel ve psikolojik faktörlerle aktive olur. Anksiyete ve depresyon gibi psikiyatrik şikayetler eşlik edebilir. Tedavisi gerektiğinde psikiyatri bölümünün de desteği ile ilaç ve destekleyici tedavidir.

En sık görülen migren ve gerilim tipi başağrısı dışında küme başağrıları, paroksismal hemikria, saplanma başağrısı, öksürük başağrısı, seksüel aktiviteyle ilişkili başağrısı, hipnik başağrısı gibi ancak ayrıntılı öykü, muayene ve tetkikle nörolog tarafından tanınıp tedavi edilebilecek başağrısı grupları vardır.Başağrısı hastalarında en önemli nokta sekonder dediğimiz beyin veya başka sistemlere (kulak-burun-boğaz-diş-enfeksiyon hastalıkları) ilişkin rahatsızlıklara bağlı başağrılarını tanımaktır. Başağrısı hastalarında kırmızı bayrak işaretleri olarak tanımlanan: 40 yaşından sonra başlangıç, başağrısının giderek artması, sabah erkenden başlayış, aniden başlangıç, sistemik hastalık varlığı (kanser, AIDS), başağrısı karakterinde değişim, öksürük-ıkınma ve öne eğilmekle artan başağrısı, yatınca düzelen, ayağa kalkınca artan başağrısı, her zaman aynı tarafta olma , nörolojik ve sistemik muayenede bulgularının varlığı durumunda ayrıntılı ve acil incelemelere gerek duyulabilir.  

EPİLEPSİ VE VİDEO- EEG MONİTORİZASYONU

Epilepsi beyin hücrelerinde geçici anormal elektrik yayılması sonucu ortaya çıkan bir klinik tablodur. Hastada belli bir süreye sınırlı olarak bilinç, davranış, duygu, hareket veya algılama fonksiyonlarında bozukluk görülür. Epilepsi çok çeşitli klinik tablolarla karşımıza çıkabilir (bayılma, dalma, sıçrama, konuşma bozukluğu vb). Her epileptik nöbet geçiren kişi epilepsi hastası demek değildir. Nöbetler zaman içinde her hasta için belli özelliklerde, bazen kendiliğinden bazen de tetikleyen faktörler zemininde tekrarlarsa epilepsi tanısı konulur.

Epilepsi tedavisinde ilk olarak uygun bir ilaçla nöbetler önlenmeye çalışılır. Uygun doz, hastadan hastaya değişebilir. İyi bir hasta-hekim ilişkisi ile dozlar gerekirse arttırılır. Verilen ilaçların düzenli kullanılmasına rağmen nöbetler tekrarlıyorsa bir başka ilaç denenir. Gerekirse sonra iki veya üç çeşit ilaç birlikte kullanılır. Uzun süreli tedavi ve izlem gerektiren bu hastalık yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Doğru tedavi ile hastaların büyük kısmında nöbetler kontrol altına alınır ve hasta normal yaşantısını sürdürür. Bu nedenle nöbetlerin tedavisi çok önemlidir.

İlaçlara dirençli vakalarla karşılaşıldığında epilepsi tanısı ve nöbet tipinin doğru olup olmadığı gözden geçirilmelidir. Bazen epilepsi diye tedavi edilmeye çalışılan hastalar aslında epileptik nöbet geçirmiyor olabilirler. Ruhsal nedenlere bağlı bayılmalar epilepsi ile karışabilir. Bazen kalp ritm bozukluğu gibi nedenlerle de bayılmalar olur ve bunlar da epilepsi ile karışabilir. Bu nedenle nöbet kayıtları bu tip tedaviye dirençli vakalarda mutlaka yapılmalıdır.

Uzun süreli video- EEG monitorizasyonu, yaklaşık son 20 yıldır kullanılan yenidoğan döneminden yaşlılık dönemine kadar hayatın her döneminde epilepsi nöbetlerinin tanısında ve değerlendirilmesinde kullanılan bir yöntemdir. Video- EEG monitorizasyonu nöbetlerin tanısında, epilepsi sınıflamasında, bozukluğun derecesinin değerlendirilmesinde, nöbetin kaynaklandığı beyin odağının belirlenmesinde, nöbet tipi ile EEG arasında korelasyonun belirlenmesinde ve epileptik olmayan psikojen nöbetlerin ayırıcı tanısında kullanılmaktadır.

Video EEG monitorizasyon ile hastaların çekim esnasında ki hareketleri de aynen kaydedilir. Eğer bu esnada nöbet geçiriyorsa EEG deki anormalliklerle beraber bu görüntüler de kaydedilir. Çekim sırasında veya çekim bittikten sonra traseyi inceleyen nörolog, trase üzerinde ki aktivitelerin anormallik olup olmadığını eş zamanlı olarak kaydedilen görüntülere bakarak değerlendirebilir.

Başkent Üniversitesi Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi videoEEG monitorizasyon ünitemizde rutin EEG incelemesinde olduğu gibi saçlı deriye yapıştırılmış olan elektrodlarla ağrısız bir şekilde EEG kaydı da eş zamanlı olarak yapılmaktadır. Hastanın yanında mümkünse daha önce nöbetini görmüş bir yakını refakatçi olarak kalmaktadır. Bu sırada başka bir odada bulunan teknisyen tarafından monitor yardımı ile izlenebilmektedirler.

DEMANS:

Demans yada bunama kişinin entelektüel ve sosyal yeteneklerinin, günlük fonksiyonlarını etkileyecek şekilde ilerleyici bir kaybıdır. Demans esas olarak yaşlı kişilerde bulunur. Yaş artıkça hastalık görülme sıklığı da artmaktadır.Demans aslında bir sendrom olarak kabul edilir. Çünkü pek çok sebep bu duruma yol açabilir. Ancak demansın en sık nedeni Alzheimer Hastalığıdır ve tüm demans olgularının yarısından fazlasını oluşturur. İkinci sırada, vasküler (damarsal) demans denilen, beyni besleyen kan miktarının azalmasına neden olan büyük veya çok sayıda küçük inmeler ve damar tıkanıklıkları sonucunda gelişen demans türüdür. Bu inmeler sonucunda kişinin düşünme, sağduyu, hatırlama ve iletişim kurma gibi yetilerinde bozulma ortaya çıkar.Demansın diğer nedenleri arasında, sifiliz, AIDS, metabolik hastalıklar, Creutzfeldt-Jacob hastalığı, Lewy cisimcikli demans, Down sendromu, Huntington hastalığı, Parkinson hastalığı, Frontotemporal demans gibi durumlar bulunmaktadır. Travma ve normal basınçlı hidrosefali gibi durumlarda sayılabilir. Depresyon bazen demansı taklit edebilir.

Alzheimer Hastalığı

Demansın en sık nedeni olan AH, erişkinlerde, tüm ırklarda ve her türlü eğitimsel, ekonomik alt yapıda görülmektedir. Bellek kaybının yanı sıra, günlük sosyal aktiviteler ve mesleki durumları bozan bir hastalıktır. Ayrıca kişilik, davranış ve duygulanım  değişiklikleri de görülebilir. AH’ nın belirtileri kısaca şu şekilde sıralanabilir.
1. Günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bellek kaybı
2. Günlük yaşam aktivitelerini yapmada güçlük
3. Kelime bulmada güçlük
4. Zaman ve mekan karmaşası
5. Yargı ve karara varmada güçlük
6. Sık kullanılan eşyaların yerlerini değiştirme
7. Ruh hali yada davranışlarda değişim
8. Kişilik değişimleri
9. Sorumluluktan kaçınma

AH olan kişilerde bellek problemleri ve kognitif yıkım (düşünme ve nedenselleştirmede güçlük) vardır. Bu kişiler sonunda tek başlarına yaşamayı başaramaz hale gelirler. Konfüzyon, karar vermekde güçlük çekme, kelime bulmakda güçlük çekme , düşüncelerini tamamlamada zorlanma gibi sıkıntılar yaşarlar. Kimi hastalarda kişilik ve davranış değişiklikleri görülebilir. Bazıları evden çıkıp kaybolabilirler. Gece ve gündüzü ayırt edemedikleri için gece yarısı kalkıp giyinip evden dışarı çıkmak isteyebilirler. Görme,tad alma ve koku almada kayıpları olabilir.

Bu sıkıntılar sadece AH için değil aynı zamanda hastanın yakınları ve sevdikleri için de oldukça güçtür. Alzheimer hastası ile ilgilenen kişilerin kaynaklara ihtiyaçları vardır ve üstesinden gelmeleri gereken zorluklar konusunda yapılabilecek şeyler olduğu yönünde ikna edilmeleri gerekmektedir.

Alzheimer Hastalığının tedavisinde asetil kolin esteraz inhibitörleri denilen bir grup ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar sinir hücreleri arasındaki iletimi sağlayan Asetil kolin denilen maddenin miktarını artırmaktadır. Bu donepezil, rivastigmin ve galantamin isminde etkin maddelerinden birini içeren ilaçlardır. Ayrıca orta ve ileri AH da kullanılan Memantin isminde bir ilaç daha kullanılmaktadır. Bu ilaçlar daha çok sempromatik yani şikayetleri azaltıcı ilaçlardır. Ne yazık ki henüz hastalığı ortadan kaldıran ve ilerlemesini durduran bir ilaç yoktur. Ancak bu konuda yoğun çalışmalar devam etmektedir.

 


İletişim Bilgileri

0 322 327 27 27