Patoloji Anabilim Dalı’nda poliklinik veya ameliyathane şartlarında hastalardan alınan sitoloji (Vücut sıvıları ve sürüntü örnekleri), biyopsi (Hastalıklı veya anormal bulgular taşıyan organlardan alınan tanısal değere sahip doku örnekleri) ve ameliyat materyallerinin mikroskobik incelemeleri yapılmakta ve mevcut hastalığa veya değişikliğe ait tanılar verilmektedir.

Hasta ameliyat edilirken tanı, cerrahi sınır değerlendirilmesi veya yapılacak ameliyatın şekline karar verilmesi amacıyla ameliyat sırasında cerrah tarafından gönderilen doku örnekleri dondurma- kesme (Frozen- section) yöntemi ile mikroskobik olarak incelenmekte ve tanı ameliyatı yapan cerrahi ekibe en hızlı şekilde bildirilmektedir.

 

Anabilim Dalı’nda tanıya yönelik geleneksel histokimyasal boyamalar yanı sıra tanıya yardımcı metodlardan histokimya, immünohistokimya, direk immünfloresan ve moleküler patoloji (PCR) yöntemleri kullanılmaktadır.

Gebelik, doğum sonrası, erken bebeklik veya çocukluk döneminde (Prenatal veya Perinatal dönem) herhangi bir nedenle (Adli vakalar haricinde) kaybedilen bebek veya çocukların tanısal amaçlı otopsi çalışmaları yapılmaktadır.

Hastalıkların tanılarının konulması faaliyetlerine ek olarak aynı zamanda bir araştırma ve uygulama hastanesi kimliği taşıması sebebiyle anabilim dalımızda tıbbi gelişmelere katkıda bulunabilmek amacıyla deneysel, klinik ve klinikopatolojik araştırma projeleri yürütülmektedir.

Anabilim Dalımız öğretim üyeleri tarafından bilimsel gelişmelerin yakından takibi ve meslektaşlarımızın mezuniyet sonrası eğitimlerinin devamını sağlamak amacıyla mesleki dernekler ile işbirliği halinde yerel, ulusal veya uluslar arası bilimsel toplantılar düzenlenmektedir.

Zaman zaman çeşitli haftaların etkinliklerinde (Kanser Haftası, Dünya Sigarasız Günü, Sigarayı Bırakma Haftası) sosyal amaçlı ve eğitim kurumlarına yönelik toplantılar düzenlenmekte, televizyon veya radyo programlarına katınılmaktadır.

Öğretim üyelerimiz Ankara’da bulunan Tıp Fakültesi III. sınıf öğrencilerine verilmekte olan patoloji derslerine katkı sağlamakta ve asistan eğitim programı dahilinde araştırma görevlilerine yönelik seminerler vermektedirler.

HASTALIKLAR

GASTRİTİS
MİDE KANSERİ
SERVİKS ( RAHİM AĞZI KANSERİ)
RAHİM (ENDOMETRİYUM) KANSERİ
MEME KANSERİ
AKCİĞER KANSERİ
MESANE KANSERİ


GASTRİTİS

Gastrit midenin iç yüzünde bulunan mukoza tabakasının iltihaplanmasıdır. Erişkinlerde ileri yaşlarda olmak üzere tüm toplumda sık görülen bir rahatsızlıktır.

Belirti vermeden de görülebilen bir hastalık olduğundan yaklaşık her iki yetişkinden birinde gastrit vardır.

Gastiritin nedenleri arasında en önemli faktör Helikobakter pylori enfeksiyonudur, immunolojik nedenler ve nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar (NSAID), safra gibi toksik ajanların oluşturduğu kimyasal irritasyon, alkol- sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, bakteriyel enfeksiyonlar diğer nedenler arasında yer alır. Gastrite sebep olan önemli faktörlerden biri de strestir. Stresli kişilerde asit fazla salgılanır ve gastrit oluşum riski artar

Gastirit tanısı, endoskopik inceleme ve buna ek olarak midede şüpheli alanlardan doku örneklerinin mikroskobik muayenesi (Patolojik inceleme) sonucunda iltihabi değişiklikler ile Helikobakter pilori bakterisinin gösterilmesi ile konur. Gastirit tanısı ve gastiritin mide kanseri ile ayırıcı tanısının yapılması için patolojik inceleme önemli ve gereklidir.

MİDE KANSERİ

Mide kanseriAkciğer kanserinden sonra en sık görülen ve en ölümcül ikinci kanserdir. Tanı konulan tüm kanserlerin %10’u mide kanseridir. Mide kanserlerinin %60’ı az gelişmiş ülkelerde görülür. Erkeklerde kadınlardan 2 kat fazla olmakla birlikte sıklıkla orta yaş ve üzerinde görülür. Mide kanserlerinin tümü mukozayı (Midenin iç yüzeyini döşeyen, asit salınımı ile çeşitli sindirim fonksiyonlarını yürüten bez yapılarından oluşan kısım) oluşturan bez epitelinden gelişir.

Mide kanserinin görülmesinde, beslenme alışkanlıkları önemli bir yer tutar. Tuzlu besinleri aşırı tüketmek, sebze ve meyve beslenmesinde yetersizlik, yanmış ya da yeterince pişmemiş kırmızı et tüketimi gibi beslenme ile ilgili alışkanlıklar, nitrat ve nitrit tuzları, sigara- alkol kullanımı, birinci derecede akrabalarda mide kanseri hikayesi risk faktörleri arasındadır. Mide de gastrit ya da ülsere neden olan, Helikobakter pilori bakterisi kansere neden olabilmektedir. Bu bakteriyi ortadan kaldırmak, kanser riskini azaltır.

Mide kanserinde, yemeklerden sonra rahatsızlık şişkinlik hissi, bulantı-kusma, yorgunluk hissi, kansızlık, iştahsızlık ve bunun sonucu ortaya çıkan aşırı kilo kaybı görülür. Hastaların yarısında elle muayenede bir kitle hissedilebilir.

Mide kanserinde en etkili teşhis yöntemi endoskopi ve endoskopi sırasında midenin şüphelenilen yerlerinden alınan doku örneklerinin patolojik incelenmesidir. Patolojik inceleme sırasında dokuda kansere ait değişiklikler saptanır.  

SERVİKS ( RAHİM AĞZI KANSERİ)

Rahim ağzı organından gelişen kanserlere serviks kanseri denilmektedir. Kadın üreme sistemi kanserleri arasında ikinci sırada yer alır. Serviks kanseri, ortalama 35-55 yaşları arasında görülür ve 20 yaşın altında nadirdir.

Serviks kanseri birdenbire değil, sonradan kansere dönüşecek olan bazı kanser öncesi değişiklikleri takiben ve genellikle yıllar sonra oluşur. Bu kanser öncesi değişiklikler için servikal intraepitelyal neoplazi (CIN) ya da skuamöz intraepitelyal lezyon (SIL) terimleri kullanılır. Çoğu kadında bu kanser öncesi değişiklikler kaybolur ya da değişmeden kalır. Bu nedenle bu kanserin taranmasında kullanılan Pap testi (Pap smear olarak da adlandırılır) sayesinde, kanser öncüsü lezyonlar tanınmakta ve invaziv kanser gelişim riski %50 oranında azalmaktadır. Pap testinin cinsel yönden aktif ya da 18 yaşın üstündeki tüm kadınlarda düzenli olarak yapılması önemlidir. Servikal kanseri gelişimde, cinsel yolla geçen Human Papilloma Virüs (HPV) en önemli etkendir. Bu virüsün 100'den fazla farklı alt tipi olmasına karşın, sadece yüksek riskli tipleri kansere neden olurlar. Bunlar HPV 16, 18, 31, 33 ve 45'dir. HPV 16 ve 18 tüm servikal kanserlerin yaklaşık 2/3'ünden sorumludur. Bugün için HPV enfeksiyonunun tedavisi yoktur, ancak yakın zamanda geliştirilmiş olan aşılar sayesinde bu problemin ortadan kalkacağı düşünülmektedir.

Bununla beraber kanser gelişimini tetikleyen başka risk faktörleri de mevcuttur. Bu risk faktörleri: erken yaşta cinsel ilişki (20 yaştan önce), çok eşlilik, yüksek parite (doğum sayısının fazlalığı), kötü hijyen, düşük sosyoekonomik seviye, pozitif aile öyküsü, sigara kullanımı, yetersiz beslenme ( vitamin C, vitamin A, beta karoten ve folat eksikliği), klamidya trachomatis enfeksiyonu ve cinsel yolla bulaşan diğer bazı hastalıklar.

Kanser öncesi lezyonlar genellikle bulgu vermez.Hücreler kansere dönüşünce ve serviksin derin kısımlarına ya da komşu organlara yayılım olduğunda bulgular başlar.

Serviks kanserinin erken evrelerinde, kanlı ve kötü kokulu olabilen vajinal akıntı, cinsel ilişki sonrasında ya da adet kanamaları arasında gözlenen anormal vajinal kanamalar, adet kanamasının normalden fazla miktarda ve uzun sürmesi ve cinsel ilişki sırasında ya da bundan bağımsız olarak ağrı hissedilmesidir. Bu bulgular serviks kanseri dışındaki nedenlerle de oluşabilse de, ihmal edilmeleri kanser söz konusuysa ilerlemesine ve tadavisinin gecikmesine yol açacağından mutlaka dikkate alınmalı ve doktora başvurmalıdır.

Kesin tanı -tüm kanserlerde olduğu gibi- biyopsi ile konulur. Yani altın standart biyopsidir. Tarama yöntemlerinde kanser şüphesi durumda, LEEP (rahim ağzından lezyonlu bölgenin kesilip çıkarılması) ve konizasyon ( koni şeklinde doku parçası alınması ) ve serviks küretajı gibi yöntemlerle biyopsi materyali alınmasıvebu materyalin histopatolojik incelenmesiyle tanı konulur.

Serviks kanserlerinin yaklaşık %85’i çok katlı yassı epitelinden gelişen skuamöz hücreli kanserlerdir, salgı yapan bezlerden gelişen adenokarsinomlar ise daha az görülür.

Serviks kanseri'nde tüm evreler birlikte ele alındığında 5 yıllık sağkalım oranı %72'dir. Serviks kanseri risk faktörlerinin bir kısmının bireyin kendi kontrolünde olması, tarama testinin olması ve bugün için en yaygın HPV tiplerine karşı korunmayı sağlayan aşıların bulunması nedeniyle, kanserin en önlenebilir türlerinden birisidir. Bu kanserden korunmada risk faktörlerini ve bunlardan kaçınmanın yolları bilinmeli, düzenli olarak pelvik muayene ve tarama amaçlı Pap testi yaptırılmalıdır.

Son yıllarda serviks kanserine neden olan HPV ( İnsan Papilloma Virus) ile ilgili tedavi amaçlı aşılar geliştirilmiştir. Yeni HPV aşıları sağlıklı kız ve kadınlarda en tehlikeli HPV tipleri olan 16 ve 18'e karşı bağışıklık yanıtının gelişmesine yardımcı olmaktadır. Aşının en yüksek düzeyde etkili olması henüz cinsel ilişkiye başlamamış kişilere uygulanması sayesinde olur. Bu aşılar HPV tipleri tarafından oluşturulan prekanseröz lezyonlara karşı da korunma sağlamaktadır. Bu aşı sadece HPV Pap testinde anormal değişilikler gelişmeden önce enfeksiyondan korunmada kullanılabilir, varolan enfeksiyonu tedavi etmede kullanılamaz. Aşının yararları daha önceden HPV'ye maruz kalmış kadınlarda sağlıklılara oranla zayıftır. Aşılanma için en iyi zamanın cinsel ilişkinin başlamadan olması da bu sebeptendir. Yine de aşının kanser oluşturan tüm HPV tiplerine karşı korunma sağlamadığı bilinmeli, bu nedenle düzenli Pap testlerinin aşılanmış kişilerde de gerekli olduğu unutulmamalıdır.  

RAHİM (ENDOMETRİYUM) KANSERİ

Rahim kanseri denildiğinde, rahim içini döşeyen endometriyumdan kaynaklanan kanserler anlaşılır. Rahim kanseri endometriyum tabakasındaki hücrelerin kontrolsuz çoğalması sonucu oluşur.

Kadınlarda, meme, akciğer ve kalın barsak kanserlerinden sonra dördüncü sırada yer alır, En sık görülen kadın üreme sistemi kanseridir. Genellikle 40-60 yaşları arasında ve menopoz sonrası dönemde ortaya çıkar.

Şişmanlık, yüksek tansiyon, diyabet (şeker hastalığı), karşılanmamış östrojen hormonu (progesteron ile birlikte verilmeyen) kullanımı, meme kanseri tedavisinde etkili olan tamoksifen adlı ilaç kullanımı, geç yaşta menopoza girme, doğum yapmamış olmak, ailede endometriyum ya da kalın barsak kanseri varlığı, meme ya da over kanseri öyküsü varlığı risk faktörleridir.

Rahim kanserinin ilk bulgusu menopoz sonrası kanamadır, menopoz öncesinde ise uzayan ve aşırı veya düzensiz adet kanamaları söz konusudur. Bu bulguların herhangi birinin varlığında kişiler jinekologa başvurmalıdır. Rahim kanseri şüphesi varlığında, jinekolog endometriyal biyopsi veya küretaj yoluyla bir miktar doku alarak mikroskobik inceleme için patologa gönderir. Alınan örnekler kanser varlığı açısından patolog tarafından incelenir. Kanser varsa tipi ve derecesi patoloji raporunda belirtilir. Bu aşamadan sonrada rahim kanseri yayılma derecesini belirlemek için bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve pozisyon emisyon tomografisi (PET) gibi ek görüntüleme yöntemleri kullanılır.

Rahim kanserinde cerrahinin amacı kanseri vücuttan mümkün olduğunca çıkarmaktır. Kanser rahim dışına yayılmadan önce saptanmışsa, cerrahi tam iyileşme sağlayabilir. Cerrahi sırasında rahim (uterus) ile iki taraflı over ve tüpler çıkarılır. Cerrah rahim çevresindeki bazı lenf düğümlerinin de çıkarılmasına karar verebilir. Rahim kanserin tedavisinde cerrahi en sık kullanılan seçenektir. Diğer tedavi seçenekleri arasında radyoterapi, hormon tedavisi ve kemoterapi sayılabilir.

MEME KANSERİ

Meme kanseri, memeye ait terminal duktus-lobül ünitlerinden gelişen kanser türüdür. Her 8 yada 9 kadından birinde yaşamları boyunca, meme kanseri gelişmekte ve bu kadınların üçte biri saptanan hastalığa bağlı olarak kaybedilmektedir. Meme kanseri, kadınlarda kansere bağlı ölümlerde akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer almaktadır ve yine kadınlarda kansere bağlı ölümlerin %17’sinden sorumludur.

Ailesinde meme kanseri hikayesi olanlar (anne, teyze, hala gibi) , bir memesinde meme kanseri olanlar, erken yaşta adet görme, geç yaşta menopoza girme, doğum yapmamış olmak, meme ya da over kanseri öyküsü varlığı, genetik yatkınlık (BRCA1 ve BRAC 2 genleri) risk faktörleridir.

Memenin tümünün veya bir bölümünün şişmesi, memede ele kitle gelmesi, meme cildinin, meme başının kalınlaşması, meme cildinde kızarıklık, portakal kabuğu görünümü, meme başının içeriye çekilmesi, meme başından kanlı akıntı meydana gelmesi, ve koltuk altında kitle ele gelmesi en sık görülen belirtilerdir. Ancak bu bulgular memenin iltihabi hastalıkları ve iyi huylu tümörlerinde de görülebileceğinden, bu bulgular olduğunda vakit kaybetmeden ayırıcı tanı için doktora danışılmalıdır.

Meme kanserini bir çok tipi vardır, en sık karşılaşılan duktal karsinoma, memenin süt kanallarından kaynaklanır. Meme kanseri memenin dışına yayıldığında koltuk altındaki lenfatik nodüller en sık yayılım yerleridir, kanser hücreleri, kemiğe, karaciğere ve akciğerlere de yayılabilir.

Meme kanserinde erken teşhis yöntemleri, hastanın taşıdığı risk faktörlerine göre değişkenlik gösterir. Bu faktörler arasında yaş ilk sırada yer alır. Yirmi yaş grubu, her ayın belirli bir döneminde kendi kendilerini muayene etmelidirler. Bu muayene sırasında memede şişkinlik, yumru benzeri değişiklik saptanırsa derhal bir doktora başvurulmalıdır. Bir değişiklik saptanmazsa da, üç yılda bir kez doktor tarafından muayene edilmelidir. Kırk yaş grubu, kendi yaptıkları periyodik muayeneye ek olarak her yıl bir kez hekim tarafından muayene edilmelidir, ayrıca her yıl veya en az iki yıl arayla mamografi (meme röntgen filmi) çektirmeleri gereklidir. Elli yaş grubu, kadınlar kendi kendilerinin peryodik muayenelerine ve ayrıca doktor muayenelerine devam etmeli, her yıl düzenli olarak mamografi çektirmelidirler. Mamografi sonucu şüphe olan olgulardan meme biyopsisi yapılır ve kesin tanı patolojik inceleme sonucu konulur.

AKCİĞER KANSERİ

Akciğer kanseri, akciğer dokusunu oluşturan hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu oluşur. Akciğer kanseri tüm dünyada kanser türleri arasında, erkelerde en sık ölüme neden olan birinci, kadınlarda ise ikinci sıklıktaki kanser türüdür. Akciğer kanseri görülme oranı yaşla birlikte artar, genelde 50-70 yaşlarında görülür.

Akciğer kanserini en sık nedeni sigaradır. Risk sigara içme süresi, toplam içilen sigara miktarı, sigaraya başlama yaşı ve içilen sigaranın tipine göre değişir. Aktif sigara kullanımından sonra akciğer kanserinin ikinci en sık nedeni pasif sigara içiciliğidir ve risk 1.2- 1.3 kat artar. Diğer risk faktörleri; asbest veya hava kirliliği, radon gazı ve genetik faktörlerdir.

Akciğer kanserinin belirtileri, hastalığın nerede başladığına, nasıl yayılmış olduğuna ve vücudun hastalığa tepkilerinin varlığına göre değişir. En sık görülen belirtileri; nefes darlığı (dispne), geçmeyen öksürük, hırıltılı nefes alıp- vermek, göğüs ağrısı, öksürükle kan veya kanlı balgam çıkarma ve kilo kaybıdır.

Akciğer kanseri, göğüs röntgeni ve bilgisayarlı tomografi (BT) ile görülebilir. Kesin tanı biyopsi ile konulur. Biyopsi genelde bronkoskopi veya BT-yardımlı biyopsi ile yapılır.

Akciğer kanserleri; Küçük hücreli dışı akciğer kanseri ve küçük hücreli akciğer kanseri olmak üzere başlıca iki tipe ayrılırlar. Bu kanserlerin birbirinden ayırımı, hücrelerin mikroskoptaki görüntülerine göre yapılır. Her iki tip kanserde değişik şekillerde gelişip yayılır ve tedavi edilirler, bu nedenle histolojik ayırım önemlidir. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri tedavisinde ilk tercih cerrahidir, küçük hücreli akciğer kanseri tedavisinde kemoterapi ve radyoterapi tercih edilen tedavi yöntemleridir.

Akciğer kanserinin erken evrelerinde beş yıllık sağkalım %60-70 iken, ileri evre olgularda bu oran %5’in altına düşmektedir.

MESANE KANSERİ

Mesane böbrekler tarafından yapılan idrarı depolayan organdır. Mesane kanserleri genitoüriner kanserler içerisinde ikinci sıklıktadır. 50-70 yaş arasında sıktır ve erkeklerde kadınlarda 3 kat daha fazla görülür.

Sebebi genellikle belli değildir, ancak sigara içme ve boya sanayinde uzun yıllar çalışma en sık sorumlu tutulan nedenlerdir.

Mesane kanserinin ilk belirtisi kanlı veya pıhtılı idardır (hematüri). Bazı hastalarda sık sık idrara çıkma, idrarı yetiştirememe ve yanma gibi belirtilerde olabilir.

İntravenöz piyelografi (IVP), hematürinin tanımlanması için sıklıkla kullanılan tetkiktir. Abdominal ultrasonografi (USG), Bigisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) benzer şekilde mesane içinde yer işgal eden lezyonu gösterebilen görüntüleme yöntemleridir.

Mesane kanseri tanısında, mesane içinin endoskopik olarak incelenmesi (sistoskopi) ve şüpheli alanlardan alınan örnekleri patoloğun mikroskobik incelemesi yöntemleri kullanılır.

Mesane kanseri mesane duvarını örten mukozada küçük bir tümöral büyüme şeklinde başlar ve bu devrede yüzeyeldir. Mesane tümörlerinin %75-85’i ilk teşhis anında yüzeyel tümörler şeklindedir. Mesane kanserlerinin %98’i epitelyaldir ve bunlar ürotelyal karsinom olarak adlandırılır. 

YÖNTEMLER

HİSTOKIMYA:

Bazı kimyasal boyalar ve dokular arasında reaksiyon oluşturulması esasına dayanan bir yöntemdir. Başta dokularda demir birikimi, bağ doku artımı, mantar ve tüberküloz basili varlığının gösterilmesi gibi amaçlar olmak üzere yaygın kullanım alanı vardır. Bölümümüzde yılda yaklaşık 17 adet histokimyasal özel boya çalışması uygulanmakta olup, histokimyasal çalışmalar için laboratuar standardizasyon programımız çerçevesinde Dako Artisan Linkcihazı kullanılmaktadır. Yıllık histokimyal uygulama sayımız yaklaşık olarak 7500’dür.

İMMUNHİSTOKİMYA:

Vücudun bağışıklık sisteminde kullandığı savunma mekanizması temel alınarak geliştirilmiş bir özel boyama yöntemidir. Patolojide tanıya yardımcı bir teknik olarak kullanıldığı gibi hastalıkların tedavilerinin yönlendirilmesinde meme kanserleri, mide ve lenf bezi kanserleri başta olmak önemli kullanım alanları vardır. Bölümümüzde rutin kullanımda 100 farklı tipte immunhistokimyasal antikor mevcut olup, immunhistokimyasal çalışmalar Dako Autostainer Link48 cihazı ile yapılmaktadır. Yıllık immunhistokimyasal boya uygulama sayımız yaklaşık 18000’dir.

DİREK İMMUNFLORESAN ÇALIŞMA:

İmmunhistokimyasal çalışmalar ile aynı prensiplere dayanan bir boyama yöntemi olup karanlık sahada özel bir mikroskop ile değerlendirilmesi gereken bir yöntemdir. Dahili böbrek hastalıklarının tanısında ve deri hastalıklarının tanısında önemli bir yere sahiptir.

RT-PCR:

Günümüzde moleküler patoloji uygulmaları çerçevesinde daha yaygın bir kullanım alanı bulmaya başlamış bir yöntemdir. Gerek tanıya yardımcı gerekse tedaviyi yönlendirici bir yöntem olarak uygulamada yeri vardır. Patoloğa gen düzeyindeki bozuklukların saptanabilmesi olanağı verir. Başlıca kullanım alanları arasında lenf bezi ve kemik iliği kanserlerinin tanısı, kalın barsak kanserlerinin (k-ras mutasyonu*)ve akciğer kanserlerinin tedavilerinin yönlendirilmesi mevcuttur. Bölümümüzde RT-PCR uygulamaları moleküler patoloji laboratuarımızda Roche LightCycler 480 cihazı kullanılarak yapılmaktadır. 

YENİLİKLER

 *K-ras mutasyonu incelenmesi: Nüks etmiş ya da vücuda yayılmış kalın barsak kanserlerinin tedavileri için önemli bir ilaç olan cetuximab kullanımına karar verilebilmesi tümör hücrelerinde moleküler düzeyde k-ras mutasyonu yokluğunun gösterilebilmesine bağlıdır. Cetuximab kullanılması planlanan hastalara bu test yapılarak mutasyon saptanan hastalarda alternatif tedavi yöntemleri uygulanmakta, mutasyon saptanmayan hastalarda ise bu tedavinin uygulanmasına imkan sağlanmaktadır. Böylelikle hem hastaların uygun olmayan bir tedavi yöntemi ile zaman kaybetmeleri önlenmekte hem de sağlık bütçesinden yapılacak gereksiz harcamaların önüne geçilmektedir. Bölümümüz 2010 yılında kolorektal karsinomlarda K-ras mutasyonunun moleküler-patolojik saptanması için Avrupa’da uygulanan, Almanya merkezli “RING SEE K-RAS VALIDATION TEST” i tam puanla geçerek QuIP tarfaından verilen sertifikaya sahip olmuştur.

Floresan in-situ hibridizasyon (FISH): Kromozomlar üzerinde belirli DNA parçalarının varlığı ya da yokluğunu gösteren bir sitogenetik tekniktir. Değerlendirme özel filtreleri olan bir immunfloresan mikroskop altında yapılır. Lenf bezi ve kemik iliği tümörleri, çocukluk çağı tümörlerinin tanısında ve tiplendirilmesinde, meme, mide, akciğer tümörlerinin tedavisinde önemli yere sahiptir. FISH laboratuarımızın kurulumunun bu yıl içerisinde tamamlanması planlanmaktadır. 


İletişim Bilgileri

0 322 327 27 27